Tutankamon Kimdi? Çocuk Firavunun Mezarı ve Ölüm Tartışması

Tutankamon Kimdi? Çocuk Firavunun Mezarı ve Ölüm Tartışması
0

Tutankamon, eski Mısır’ın ne en uzun ne de en güçlü hükümdarıydı. Dokuz yaşlarında tahta çıktı, yaklaşık on yıl sonra öldü ve birkaç kuşak sonra hazırlanan resmî kral listelerinde adına yer verilmedi. Dünyanın en tanınan firavunu olmasını yaptıklarına değil, 1922 kasımında Krallar Vadisi’nde neredeyse bozulmamış halde bulunan mezarına borçlu. Yabancı kaynaklarda ve bazı Türkçe metinlerde adı Tutankhamun diye yazılır; Türkçede en yaygın biçim Tutankamon’dur.

Bu ün beraberinde lanet, suikast ve gizli oda hikâyeleri de getirdi. Bir kısmı kazı bulgularına, bir kısmı bilimsel hipotezlere, bir kısmı da 1920’lerin gazete rekabetine dayanıyor.

Tutankamon kimdi, hangi Mısır’da büyüdü?

Yeni Krallık’ın 18. hanedanından gelen Tutankamon, sarsılmış bir düzenin içine doğdu. Babası olduğu düşünülen Akhenaton, güneş kursu Aton’u dinin merkezine koymuş, bugün Tell el-Amarna denen yerde Akhetaton adlı yeni bir başkent kurmuştu. Karnak’taki Amon tapınağı başta olmak üzere eski kültler gözden düşmüştü. Çocuğun adı da bu dönemin damgasını taşıyordu: Tutankhaten, yani “Aton’un yaşayan sureti”.

Anne ve babasını yazıtlar açıkça söylemiyor. 2010’da JAMA dergisinde yayımlanan DNA çalışması, KV55 mezarındaki erkek mumyayla “Genç Hanım” diye anılan KV35YL mumyasını ebeveynleri olarak belirledi. KV55’in Akhenaton olduğu görüşü yaygın ama tartışmasız değil; annenin adı ise bilinmiyor. Aynı soy ağacında Kraliçe Tiye’nin anne babası, yani Hz. Yusuf’la eşleştirilmeye çalışılan Yuya ve eşi Tjuyu da yer alıyor.

Akhenaton’un ölümünden sonra araya giren kısa saltanatların kime ait olduğu bile tartışmalı. Çocuk kral yaklaşık MÖ 1333’te tahta çıktı ve Akhenaton ile Nefertiti’nin kızı Ankhesenpaaten’le evlendi. Tarihler kronolojiye göre birkaç yıl oynuyor; bazı kaynaklar saltanatı MÖ 1336–1327 arasına koyar. Bu yaşta bir hükümdarın kararları tek başına vermediği açık. Britannica gibi başvuru eserleri, asıl gücün yaşlı saray adamı Ay ile komutan Horemheb’in elinde olduğunu vurgular.

Tutankhaten’den Tutankamon’a: Bir adın değişmesi

Saltanatın ilk yıllarında kral adını Tutankamon olarak değiştirdi, kraliçe de Ankhesenamun oldu. İki ad arasındaki fark tek bir tanrı adı, ama ülke için anlamı büyüktü. Saray Akhetaton’dan ayrıldı, yönetim Memfis’e taşındı, Amon rahipliği eski konumuna döndü. Terk edilen kentte kalan ve 19. yüzyılın sonunda bulunan çivi yazılı Amarna mektuplarında Ugarit gibi Levant kentlerinin adı geçer.

Dönüşün en açık belgesi, Karnak’ta bulunan ve iki buçuk metreyi aşan kırmızı granit Restorasyon Steli. Metin, Akhenaton döneminde tapınakların harabeye döndüğünü anlatır ve genç kralın heykelleri, rahipleri, sunuları yeniden düzene soktuğunu ilan eder. Horemheb sonradan stele kendi adını kazıttı, ama Tutankamon’un kartuşlarının hepsini silmedi. Silme işi yine de sistemliydi: 19. hanedan döneminde Abydos’ta hazırlanan kral listesi III. Amenhotep’ten doğrudan Horemheb’e atlar. Mezarı bulunana kadar Tutankamon’un uzmanlar dışında pek bilinmemesinin bir nedeni bu.

Tutankamon’un altın tahtının arkalığında Aton kursunun ışınları altında kral ve Ankhesenamun
Altın tahtın arkalığı: Aton kursunun ışınları altında Tutankamon ve Ankhesenamun. Araştırmalara göre tahtta çiftin hem Aton’lu eski adları hem Amon’lu yeni adları bulunuyor. Görsel: Djehouty / Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0

KV62’nin keşfi: VI. Ramses mezarının altındaki basamaklar

Howard Carter, Lord Carnarvon’un desteğiyle yıllardır Krallar Vadisi’nde kazı yapıyordu. Oxford’daki Griffith Enstitüsü’nde saklanan günlüklerine göre 1922 sezonu 1 Kasım’da, VI. Ramses’in mezar girişi önündeki eski işçi kulübelerinin kaldırılmasıyla başladı. 4 Kasım sabahı ilk kulübenin altında kayaya oyulmuş bir basamak çıktı; ertesi akşam on iki basamak inilmiş, sıvalı ve mühürlü bir kapı görünmüştü. Carter, İngiltere’deki Carnarvon’a mühürleri sağlam muhteşem bir mezar bulduğunu telgrafla bildirdi.

Popüler anlatılarda ilk basamağı su taşıyan bir Mısırlı çocuğun bulduğu söylenir. Carter’ın günlüğünde bu hikâye yok; basamağı kendisinin bulduğunu yazar. Mısırlı ekip ise günlükte adlarıyla değil, “işçiler” ve “reisler” olarak geçer.

Carnarvon 23 Kasım’da geldi. Basamaklar tamamen temizlenince kapıdaki mühürlerde Tutankamon’un kartuşu okundu; bu, bir asır önce Rosetta Taşı sayesinde çözülen hiyeroglifler olmasa mümkün olmazdı. Kapıda iki kez açılıp yeniden kapatıldığına dair izler de vardı: mezar antik çağda soyulmuş, sonra görevlilerce yeniden mühürlenmişti. Yaklaşık iki yüzyıl sonra kazılan VI. Ramses mezarının molozları ve işçi kulübeleri girişi örtünce KV62 gözden kayboldu.

26 Kasım’da ikinci kapıda küçük bir delik açıldı. Carter mum ışığıyla içeri baktı, Carnarvon bir şey görüp görmediğini sordu. Cevap genellikle “harika şeyler” diye aktarılır; günlükte yazan daha sade: “Evet, harika.” İçeride yaldızlı yataklar, sandıklar, sökülmüş savaş arabaları ve iki bekçi heykeli bulunan bir ön oda vardı. Mezar odasının mühürlü kapısı 16 Şubat 1923’te resmî konuklar önünde açıldı. Dört odayı boşaltıp eserleri kaydetmek on yıl sürdü; Metropolitan Müzesi’nin ödünç verdiği fotoğrafçı Harry Burton her aşamayı belgeledi.

Tutankamon’un mezar odasında Howard Carter ve ekibinin yaldızlı türbe kapılarını açtığı an
Howard Carter, Arthur Callender ve adı kaydedilmemiş bir Mısırlı işçi, mezar odasındaki iç içe yaldızlı türbelerin kapılarını açarken (Ocak 1924). Fotoğraf: Harry Burton / Wikimedia Commons, kamu malı

Altın maske ve hazinenin bugünkü yeri

Mezardan çıkan eşyaların sayısı kaynağa göre değişiyor. Katalog numaralarına dayanan hesaplarda 5.398 rakamı dolaşır, Büyük Mısır Müzesi’nin eski yöneticisi Tarek Tevfik ise 5.500’ü aşan bir sayıdan söz eder; fark parçaların nasıl sayıldığından kaynaklanıyor. Yataklardan sandaletlere, şarap testilerinden tohumlara uzanan bu topluluk, antik Mısır’ın ölüm sonrası inançları için elimizdeki en eksiksiz kraliyet örneği.

En ünlüsü, mumyanın baş ve omuzlarına yerleştirilmiş altın maske. Yaklaşık 54 santimetre yüksekliğinde ve 10 kilogramı biraz aşan bu eserde altının yanında lacivert taşı, obsidyen, akik, cam ve fayans var. Büyük Mısır Müzesi’nin tanıtımına göre maske kralı hem Osiris’e hem de bedeni altından sayılan güneş tanrısı Ra’ya benzetirken yüz hatlarını onun heykelleriyle uyumlu tutar. Arkadaki yazıt yüzün her parçasını bir tanrıya emanet eder ve “alnın Anubis’tir” diye başlar.

Sargıların arasından çıkan demir ağızlı hançer de ilgi çekiyor: 2016’da yayımlanan bir analiz bıçakta yüzde 10,8 nikel ölçtü ve demirin bir göktaşından geldiği sonucuna vardı.

Eserler bir asır boyunca Kahire’deki Tahrir Meydanı’nda bulunan Mısır Müzesi, depolar ve yurt dışı sergileri arasında dağınıktı. Gize’deki Büyük Mısır Müzesi 1 Kasım 2025’te törenle açıldı ve 4 Kasım’da halkı kabul etmeye başladı. Maske açılıştan kısa süre önce Tahrir’den taşındı, mezar buluntuları da ilk kez tek bir yerde bir arada sergilendi. Mumya ise taşınmadı: Getty Koruma Enstitüsü’nün 2019’da tamamladığı çalışmaya göre KV62’de, oksijensiz bir vitrinde, kuvarsit lahdi ve en dıştaki yaldızlı tabutuyla birlikte duruyor.

Tutankamon’un altın cenaze maskesi, mavi çizgili nemes başlığı ve sakalıyla
Tutankamon’un altın cenaze maskesi, Kahire’deki Mısır Müzesi’nde (2016). Maske 2025’ten bu yana Gize’deki Büyük Mısır Müzesi’nde. Görsel: Mark Fischer / Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.0

Tutankamon neden öldü?

Kesin bir cevap yok, ama elenmiş bazı cevaplar var. 1968 röntgenlerinde kafatasının içinde bir kemik parçası görülünce kralın başına vurularak öldürüldüğü fikri yayıldı; şüpheli olarak çoğu zaman tahtın sonraki sahibi Ay gösterildi. 2005’te Mısır Eski Eserler Yüksek Konseyi’nin yaptırdığı bilgisayarlı tomografi, kralın 19 yaşlarında öldüğünü, kafatasında darbe izi olmadığını ve kemik parçasının mumyalama sırasında koptuğunu bildirdi. Sol uyluk kemiğindeki kırık ise ekibi böldü: kimi ölümden kısa süre önce oluşup enfeksiyon kaptığını düşündü, kimi hasarın sonradan, örneğin 1925’teki incelemede oluştuğunu savundu.

2010’daki JAMA çalışması on altı kraliyet mumyasını genetik ve radyolojik olarak inceledi. Tutankamon’da ayak kemiklerini etkileyen Köhler hastalığını saptadı ve sıtma paraziti Plasmodium falciparum’a ait genetik izler buldu. Yazarlara göre en olası ölüm nedeni, kemik dokusundaki bu sorunla birleşen ağır bir sıtmaydı; mezardaki çok sayıda baston da yürüme güçlüğüne işaret ediyordu.

Bu sonuç uzlaşma doğurmadı. Aynı yıl dergiye gelen bir mektup belirtilerin orak hücreli anemiyle daha iyi açıklanabileceğini savundu, başka uzmanlar üç bin yıllık mumyalardan alınan DNA’nın bozulma ve bulaşma riskine dikkat çekti. Yazarlar da sonuç bölümünde ölüm nedenleri hakkında tahmin yürüttüklerini belirtir. Savaş arabasından düşme gibi kaza senaryoları belgesellerde sık anlatılır, ama bunu doğrudan gösteren bir bulgu yok. Cinayet tezini destekleyen somut bir kanıt da bulunmuyor.

Ölümünden sonra: Ay, Ankhesenamun ve Hitit sarayına giden mektup

Erkek varis bırakmayan Tutankamon’un yerine yaşlı Ay geçti. Mezar odasının duvarında Ay, ölen kralın mumyasına “ağız açma” törenini uygularken resmedilmiş; yani yeni kral, cenazeyi kaldıran meşru mirasçı olarak gösterilir.

Bu boşluk, Mısır dışından gelen bir belgeyle birlikte okunur. Hitit kralı Şuppiluliuma’nın oğlu II. Murşili döneminde yazılan ve Hattuşa arşivinden çıkan “Şuppiluliuma’nın Yiğitlikleri”ne göre, kocası Nibhururiya ölen bir Mısır kraliçesi Hitit kralına yazıp oğlu olmadığını söyler ve ondan eş olarak bir prens ister. Şuppiluliuma önce kuşkuyla elçi yollar, sonra prens Zannanza’yı gönderir. Prens ya yolda ya da yeni bir yoruma göre Mısır’a vardıktan sonra ölür; cinayet mi olduğu belgelerden anlaşılmıyor.

Metinde kraliçe Dahamunzu diye anılır, ama bu büyük olasılıkla bir ad değil, Mısırcadaki “kralın karısı” unvanının Hititçe söylenişi. Nibhururiya’nın Tutankamon’un taht adı Nebheperure’den geldiğini kabul edenler mektubu Ankhesenamun’a bağlar ve bu görüş ağır basıyor. Olayı Akhenaton’un ölümüne tarihleyip Nefertiti’yi ya da Meritaten’i aday gösteren araştırmacılar da var. Konuyu yeniden ele alan yakın tarihli bir makale, Ankhesenamun yorumunu savunurken sonuçların kaynak azlığı yüzünden geçici olduğunu açıkça yazıyor.

Firavunun laneti nereden çıktı?

Lord Carnarvon 5 Nisan 1923’te Kahire’de öldü. Carter’ın günlüğü hastalığın seyrini kısaca kaydeder: ağır bir erizipel ve kan zehirlenmesi, ardından zatürre. Carnarvon 57 yaşındaydı ve 1901’deki bir otomobil kazasından beri sağlığı zayıftı. Yaygın anlatıma göre enfeksiyon, tıraş olurken kesilen bir sivrisinek ısırığından başlamıştı.

Lanet fikri tıptan çok gazetecilikten doğdu. Manchester Üniversitesi’nden Mısırbilimci Joyce Tyldesley’in anlattığına göre Carnarvon kazının haberleri için The Times’la özel bir anlaşma yapmıştı. Mezara yaklaşamayan öteki gazeteler uzman olmayan yorumculara yöneldi. Romancı Marie Corelli, Carnarvon henüz hastayken bir firavunun mezarına girmenin tehlikeli olabileceğini yazdı ve ölüm haberiyle birlikte kâhin gibi karşılandı. Girişte ölümden söz eden bir uyarı yazıtı bulunduğu da söylendi, ama böyle bir yazıt hiç bulunmadı.

Kazıyı yöneten Carter 1939’a kadar yaşadı. 2002’de BMJ’de yayımlanan bir çalışma, Carter’ın o yıllarda Mısır’da bulunduğunu kaydettiği 44 Batılıyı inceledi. Mezarın, lahdin ya da mumyanın açılışlarından birinde bulunan 25 kişinin ortalama ölüm yaşı 70, ötekilerinki 75’ti ve fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Küf sporları ya da radyasyon gibi “bilimsel lanet” açıklamaları için de elde kanıt yok.

Mezar odasının duvarları ardında başka bir oda var mı?

KV62 bir kral mezarı için şaşırtıcı derecede küçük ve dört odasından yalnızca mezar odası boyalı. Yaygın açıklama, kralın beklenmedik ölümü üzerine başka biri için kazılmış mütevazı bir mezarın aceleyle uyarlandığı yönünde. İngiliz arkeolog Nicholas Reeves 2015’te taramalarda kuzey ve batı duvarlarının sıvası altında kapı izleri gördüğünü, KV62’nin daha büyük bir kraliyet mezarının dış kısmı olduğunu ve arkada Nefertiti’nin yatıyor olabileceğini öne sürdü.

Tutankamon’un KV62 mezar odasında cenaze alayını gösteren duvar resmi
KV62 mezar odasının doğu duvarı: saray görevlileri kralın mumyasını taşıyan türbeyi kızakla çekiyor. Kahverengi lekeler Carter’ın döneminde de vardı; Getty’nin analizine göre mikrobiyal kökenliler ve artık canlı değiller. Görsel: Romagy / Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0

2015 ve 2016’daki radar taramaları çelişkili sonuçlar verdi; Mısırlı yetkililer bir ara “yüzde 90” emin olduklarını söyledi. 2018’de Torino Politeknik Üniversitesi’nin yürüttüğü üçüncü tarama, 150 ile 3.000 megahertz arasında çalışan üç cihazla doğal kayadan örme duvara geçiş izi bulamadı. Ekip mezara bitişik gizli oda olmadığı sonucuna vardı; dönemin Eski Eserler Bakanı Halid el-Enani de sonucu kabul etti.

Tartışma 2026’da yeniden alevlendi. Eski Eserler eski bakanı Memduh Eldamaty’nin yönettiği ve Reeves’in de katıldığı ekip, 2023–2024 ölçümlerini de içeren yeni bir değerlendirme yayımladı. Nature’ın 17 Eylül 2026 tarihli haberine göre veriler kuzey duvarın ardında molozla doldurulmuş bir koridora ve odalara işaret edebilir, ama kesin sonuç çıkarmak için erken. Ekip, kayaya 8 santimetrelik bir delik açıp minyatür kamera indirmek için Eski Eserler Yüksek Konseyi’nden izin istedi. Nottingham Trent Üniversitesi’nden Jay Silverstein gibi temkinli uzmanlar, dolgu açıklamasının makul olduğunu ama şimdilik bir yorumdan ibaret kaldığını hatırlatıyor.

Ekim 2026 ortası itibarıyla sondaj için açıklanmış bir karar ya da yayımlanmış bir gözlem yok. Gizli oda fikri test edilebilir bir hipotez; Nefertiti’nin orada gömülü olduğu ise kanıtlanmış bir bilgi değil. Kamera bir gün o kayanın içine inerse, Tutankamon’un mezarı bir asır sonra ikinci kez manşetlere çıkabilir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir