Afrodisias: Mermerin ve Heykeltıraşların Antik Kenti

Afrodisias: Mermerin ve Heykeltıraşların Antik Kenti
Temsili görsel: Afrodit kutsal alanına giden yolun girişini süsleyen, MS 200 dolaylarına tarihlenen Tetrapylon.
0

Afrodisias, Aydın’ın Karacasu ilçesine bağlı Geyre’de, Büyük Menderes’in bir kolu olan Dandalas Çayı’nın vadisinde kurulmuş antik bir kenttir. Adını aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’ten alır. Roma döneminde iki şeyle ünlüydü: tanrıçanın kendine özgü kült heykeli ve hemen yanı başındaki ocaklardan çıkan mermeri işleyen heykeltıraşlar. 2017’den beri UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde. Çoğu ziyaretçi oraya Denizli ya da Pamukkale üzerinden ulaştığı için kent sık sık Denizli’ye bağlı sanılıyor, ama idari olarak Aydın sınırları içinde.

Afrodisias nerede ve adını nereden alıyor?

Kent, antik Karya bölgesinin iç kesiminde, dağlarla çevrili verimli bir yaylada yer alır. Antik kaynakların vadinin ırmağına verdiği ad Morsynos’tur. Ovanın ortasındaki iki höyük, yerleşimin Roma’dan çok daha eskiye indiğini gösteriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı bölgedeki ilk yerleşim izlerini MÖ 5000’lere tarihliyor. Bizans döneminde derlenen Suda ansiklopedisi, buranın “Afrodisias” adını almadan önce “Lelegler Kenti”, “Büyük Kent” ve “Ninoe” diye anıldığını yazar. Bu eski adların hangi dönemlere karşılık geldiği net değil.

Afrodisias’ın tanrıçası, Yunan mitolojisindeki Afrodit’in birebir aynısı değildi. Heykelleri onu ayakları bitişik, kolları öne uzanmış, kat kat kabartmalarla süslü dar bir giysi içinde gösterir. Bu görünüş Efes’in Artemis’ine benzer ve Anadolu’nun eski bereket tanrıçalarına işaret eder. UNESCO dosyası da kültü, yerel bir Anadolu tanrıçası ile Helen dünyasının Afrodit’inin birleşimi olarak tanımlıyor. Bu kült heykelinin kopyaları Roma’dan Levant’a kadar pek çok yerde bulundu.

Roma’nın gözdesi olan bir Karya kenti

Kenti küçük bir kutsal alandan zengin bir kente dönüştüren şey, tanrıçasının Roma’daki ününe denk gelmesiydi. Julius Caesar’ın ailesi soyunu Afrodit’in Roma’daki karşılığı Venüs’e dayandırıyordu. Sulla, Caesar ve Augustus’un bu kente özel ilgi göstermesinin ardında bu bağ vardı. MÖ 39’da Roma senatosunun aldığı bir kararla kent özgür ve vergiden muaf bir statü kazandı. Bu ayrıcalıkları teyit eden imparator mektupları daha sonra tiyatronun sahne binasındaki “Arşiv Duvarı”na kazındı. Duvar bugün de yerinde ve kentin Roma ile ilişkisini kendi ağzından anlatan en değerli belgelerden biri.

Bu dönemin en ilginç figürü Gaius Julius Zoilos’tur. Kentin yerlisi olan Zoilos, Caesar’ın kölesiyken Octavianus tarafından azat edilmiş, zengin ve nüfuzlu biri olarak memleketine dönmüştü. Afrodit tapınağının ve tiyatro sahnesinin yapımı onun bağışlarıyla başladı. Kazı ekibine göre kent merkezindeki büyük imar programının önemli bir kısmı onun girişimidir.

Mermer ocağından heykel atölyesine

Kentin kuzeydoğusundaki tepelerde hem saf beyaz hem de mavimsi gri damarlı mermer çıkıyordu. UNESCO’nun alanı tek parça değil iki bileşenli bir miras olarak listelemesinin nedeni de bu: kentin yanı sıra antik mermer ocakları da korunan alanın içinde.

Afrodisias yakınındaki antik mermer ocağında keski izleri taşıyan beyaz ve gri damarlı kaya yüzeyleri, temsili görsel
Temsili görsel: Kentin kuzeydoğusundaki tepelerde, antik taş ustalarının keski izlerini taşıyan mermer yüzeyler.

Taşın bu kadar yakında olması, Afrodisias’ı MS 1. yüzyıldan 5. yüzyıla kadar Roma dünyasının önde gelen heykel merkezlerinden biri yaptı. Kentin ustaları imparatorluğun dört bir yanında iş buldu. Hadrianus’un Tivoli’deki villasından çıkan iki koyu renkli mermer kentaur heykelinin kaidesinde, Afrodisiaslı Aristeas ile Papias’ın imzaları okunuyor. Geç Antik Çağ’da ise Afrodisiaslı heykeltıraşlar valilerin, imparatorların ve filozofların portrelerini yapan, dönemin en usta mermer işçileri sayılıyordu.

Kazılarda bir heykel atölyesinin kalıntıları da bulundu. Yarım kalmış figürler, deneme parçaları ve aletlerle birlikte ele geçen bu atölye, Roma dünyasında sistemli olarak kazılmış çok az örnekten biri. Bir heykelin kaba bloktan son cilaya kadar hangi aşamalardan geçtiğini burada adım adım izlemek mümkün.

Afrodisias’ta görülecek başlıca yapılar

Tetrapylon ve Afrodit Tapınağı

Ören yerinin simgesi, MS 200 dolaylarında yapılan dört sıra sütunlu anıtsal kapı Tetrapylon. Kutsal alana giden yolun girişini süsleyen yapı, yıkıntıları arasından toplanan özgün parçalarla yeniden ayağa kaldırıldı. Hemen yanında, 1961’den 1990’daki ölümüne kadar Afrodisias’ı kazan arkeolog Kenan Erim’in sade mermer mezarı bulunuyor.

Kapının ardındaki Afrodit Tapınağı MÖ 1. yüzyılda başlayıp MS 1. yüzyılın ilk yıllarında bitirilen İon düzeninde bir yapıydı. UNESCO’ya göre yaklaşık MS 500’de kiliseye çevrildi. Bu dönüşümde tapınağın sütunları yerinden sökülüp yeniden dizildi, iç duvarlar kaldırıldı ve yapı uzun bir bazilikaya dönüştü. Tapınaktan kiliseye geçişin bu kadar köklü bir mühendislikle yapıldığı başka bir örnek pek bilinmiyor.

Sebasteion: imparatorlara adanmış kabartmalar

Sebasteion, MS 1. yüzyılda yerel iki ailenin bağışlarıyla yapılan ve Augustus ile ardılı Julius-Claudius hanedanı imparatorlarına adanan bir kült alanıydı. Girişindeki yazıt yapıyı “Afrodit’e, tanrısal Augustuslara ve halka” adar. Uzun ve dar bir avlunun iki yanında üç katlı portikler yükseliyor, üst katları kabartmalı panellerle kaplıyordu. Panellerde tanrılarla birlikte gösterilen imparatorlar, Roma’nın egemenliği altındaki halkları temsil eden kadın figürleri ve mitolojik sahneler var. En çok bilineni, İmparator Claudius’un yere serilmiş Britannia’yı, yani Britanya’nın kişileştirilmiş hâlini dize getirdiği sahne. 1979’dan itibaren kazılan bu kabartmalar, 2008’de açılan Sebasteion-Sevgi Gönül Salonu’nda sergileniyor.

Stadyum

Ziyaretçilerin çoğunu en çok etkileyen yapı, kentin kuzey ucundaki stadyum. Yaklaşık 270 metre uzunluğundaki yapı, Bakanlık verilerine göre 30 bin kişiyi alabiliyordu. İki ucu da kavisli olduğu için amfitiyatroyu andırır. UNESCO bu tipin antik dünyada en iyi korunmuş örneği olduğunu belirtiyor. Atletizm yarışmaları için yapılmıştı, Geç Antik Çağ’da doğu ucu daha küçük bir arenaya dönüştürüldü.

Afrodisias stadyumunun iki ucu kavisli uzun oturma sıraları ve çimenle kaplı pisti yukarıdan görünüm, temsili görsel
Temsili görsel: İki ucu kavisli uzun mermer oturma sıralarıyla stadyumun yüksekten görünümü.

Tiyatro, meclis binası ve havuzlu agora

Akropol höyüğünün yamacına yaslanan beyaz mermer tiyatro yaklaşık 7 bin kişiliktir ve Arşiv Duvarı burada. Kuzey agoranın kenarındaki küçük meclis binası, yani bouleuterion, hem kent meclisinin toplandığı hem de konser ve gösteri yapılan kapalı bir salondu. Güney agorada ise mermer portiklerle çevrili, ortasında uzun bir havuz bulunan geniş bir meydan uzanır. 2010’lardaki kazılar havuzun çevresinde bitki tarhları buldu. Bir yazıtta geçen palmiyelerle birlikte düşünüldüğünde burası, alışverişten çok dinlenmeye ayrılmış bir kent parkına benziyordu. Hemen yanındaki Hadrianus Hamamı da kentin su sistemini ve gündelik hayatını anlamak için iyi bir durak.

Afrodisias’ı Ara Güler mi keşfetti?

Türkiye’de sık anlatılan bir hikâyeye göre fotoğrafçı Ara Güler 1950’lerin sonu ile 1960’ların başı arasında Geyre köyüne tesadüfen yolu düşünce, köy evlerinin duvarlarındaki sütun başlıklarını ve heykel parçalarını görüp antik kenti dünyaya tanıttı. Güler’in fotoğrafları gerçekten de kente uluslararası ilgi çekilmesine katkıda bulundu. Ama “keşif” kelimesi yanıltıcı. Kalıntılar en azından 18. yüzyıldan beri Avrupalı gezginlerce biliniyor, sur duvarlarına yerleştirilmiş yazıtlar defalarca kopyalanıyordu. İlk resmî kazıyı 1904-1905’te Fransız demiryolu mühendisi Paul Gaudin yaptı.

Sistemli çalışmalar 1961’de New York Üniversitesi adına Kenan Erim’le başladı ve otuz yıla yayıldı. Erim’in ölümünden sonra kazıları Oxford Üniversitesi’nden R. R. R. Smith devraldı. Oxford Üniversitesi’nin kazı sayfasına göre proje, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izniyle New York Üniversitesi bünyesinde ve 1995’ten beri Oxford’la ortaklaşa sürüyor. Bugüne kadar kaydedilen yaklaşık 2 bin yazıt, kentte Yunan, Romalı, Karyalı, pagan, Yahudi ve Hristiyan toplulukların yan yana yaşadığını gösteriyor. Bunlar arasında bağışçıları sıralayan ve bir kısmını theosebeis, yani “Tanrı’dan korkanlar” diye niteleyen Yunanca bir Yahudi yazıtı, Roma Anadolusu’ndaki dinî çeşitliliğin en çok tartışılan belgelerinden.

Geç Antik Çağ’dan Geyre köyüne

Kent aynı zamanda düşünce ve edebiyat insanları yetiştirdi. MS 200 civarında yaşayan ve Aristoteles yorumlarıyla tanınan filozof Afrodisiaslı Aleksandros ile günümüze ulaşan en eski Yunan romanlarından Khaireas ile Kallirhoe’nin yazarı Khariton bu kentten çıktı.

Kent bir deprem kuşağında olduğu için 4. ve 7. yüzyıllarda büyük sarsıntılar yaşadı. 7. yüzyıldaki yıkımdan sonra eski gücüne hiç kavuşamadı ve tiyatro çevresinde surlarla korunan küçük bir yerleşime dönüştü. Pagan çağrışımlardan kurtulmak için adı bir dönem Stauropolis, yani “Haç Kenti” oldu. Ancak kısa süre sonra bölgenin adıyla Karia diye anılmaya başlandı. Bugünkü Geyre adı da buradan geliyor. 12. yüzyılın sonlarında Selçuklu akınları ve iç isyanlarla yağmalanan yerleşim, 13. yüzyılda Türk yönetimine geçti. 20. yüzyılda kalıntıların üzerindeki köy evleri kazılar için kaldırıldı ve Geyre biraz ötede yeniden kuruldu.

Afrodisias’ı gezmek için notlar

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müze sayfasında ören yeri ile müzenin her gün açık olduğu belirtiliyor; giriş saatleri mevsime göre değişebildiği için yola çıkmadan güncel bilgiyi kontrol etmek iyi olur. Türk vatandaşları için MüzeKart geçerli. Girişteki müzede heykel atölyesinin eserleri, portre büstleri ve ayrıntılı kabartmalı lahitler, ayrı salonda da Sebasteion kabartmaları sergileniyor. Ören yerindeki ana yol, Tetrapylon’dan stadyuma, oradan tiyatro ve agoralara uzanan bir halka çizer. Gölgelik az olduğu için yazın sabah erken saatleri, en rahat gezi için ilkbahar ve sonbaharı seçmek mantıklı.

Afrodisias çoğu zaman tek bir günün içine sığdırılmaya çalışılıyor; oysa müzesiyle birlikte acele etmeden gezmek birkaç saat ister. Pek çok gezgin onu Pamukkale ve Hierapolis ile aynı rotada birleştiriyor. Batı Anadolu’daki büyük antik kentleri karşılaştırmak isteyenler için Efes ve Bergama iyi birer tamamlayıcı. Efes liman kenti, Bergama bir krallık başkenti olarak öne çıkar. Afrodisias ise kendi taşından heykel üretip bütün imparatorluğa satan bir zanaat kentiydi. UNESCO’nun Afrodisias dosyası, kentin bu yönünü listeye alınma gerekçelerinin merkezine koyuyor.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir