Kültepe: Anadolu’nun İlk Yazılı Belgelerini Veren Kaniş Kenti

Kültepe: Anadolu’nun İlk Yazılı Belgelerini Veren Kaniş Kenti
Kültepe höyüğü Kayseri ovasında alçak ve geniş bir tepe olarak yükseliyor; ufukta Erciyes görünüyor (temsili görsel).
0

Kültepe, Kayseri’nin yaklaşık 20 kilometre kuzeydoğusunda, Sivas yolunun hemen kenarında yükselen ve antik çağda Kaniş ya da Neşa adıyla bilinen bir yerleşimdir. Uzaktan bakınca ovanın ortasında hafifçe kabarmış bir tepeden başka bir şey görünmez. Oysa bu toprağın altından, Anadolu’da bulunmuş en eski yazılı belgeler çıktı: Dört bin yıl kadar önce burada yaşayan Asurlu tüccarların mektupları, senetleri, mahkeme kayıtları, hatta evden uzaktaki kocasına sitem eden kadınların yazdıkları.

Aşağıda kazıların gösterdiklerini, tabletlerin anlattıklarını ve araştırmacıların yorumlarını ayrı tutuyor, rakamların kaynağa göre değiştiği yerleri de belirtiyoruz.

Kültepe nerede, adı nereden geliyor?

Ören yeri bugün Kayseri’nin Kocasinan ilçesine bağlı Karahöyük Mahallesi sınırlarında. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile UNESCO’nun kayıtları mesafeyi 20 kilometre olarak veriyor; Kültür Portalı şehir merkezinden 24 kilometre diyor. Fark, ölçümün nereden başlatıldığından kaynaklanıyor. Yer, Erciyes’in eteğindeki verimli ovada, Sivas’tan, Malatya’dan ve güneyden gelen eski yolların kesiştiği noktada duruyor.

“Kültepe” adı Türkçedir ve kabaca “kül tepesi” anlamına gelir. Eski adı ise çivi yazılı belgelerden biliniyor. Asurlu tüccarlar şehre Kaniş derdi; sonraki yüzyılların Hititçe metinlerinde aynı yer Neşa olarak geçer. Bakanlığın sayfasına göre adın Mezopotamya belgelerinde görülmesi MÖ 3. binyılın son çeyreğine kadar iniyor.

Yerleşim iki parçadan oluşur. Ortada yerlilerin yaşadığı, saray ve tapınakların bulunduğu büyük bir höyük var. UNESCO’ya sunulan dosyaya göre ovadan yaklaşık 21 metre yükselen bu tepe 550 metreye 500 metre kadar bir alanı kaplıyor. Höyüğü çepeçevre saran düzlükte ise tüccar mahallesi, yani aşağı şehir yer alıyor. İkisi birlikte en az 2,5 kilometre çapında bir yerleşim alanı oluşturuyor. Höyükte Erken Tunç Çağı’ndan Roma dönemine kadar aralıklarla iskân izi bulunuyor.

Kaniş karumu nedir, Asur ticaret kolonileri nasıl işliyordu?

Karum, Akadca “rıhtım, iskele” demektir. Mezopotamya’da nehir kıyısındaki tüccar mahallelerine verilen bu ad, zamanla suyla hiçbir ilgisi olmayan ticaret yerleşimleri için de kullanılmaya başlandı. Kaniş’in eteğindeki karum, Dicle kıyısındaki, bugün Irak sınırları içinde kalan Asur şehrinden gelen tüccarların kalıcı olarak yerleştiği mahalleydi. DergiPark’ta yayımlanan çalışmaların özetlediği gibi Anadolu’daki daha büyük ticaret noktalarına karum, küçüklerine wabartum deniyordu ve bu ağın idari merkezi Kaniş’ti. Bu dönemin genel siyasi çerçevesini Asurlular yazımızda ayrıca anlatmıştık.

Ticaretin mantığı sade ama kârlıydı. Asur’dan yola çıkan eşek kervanları kalay ve yünlü kumaş taşıyordu. Kalay, bakırla karıştırılıp tunç elde etmek için gerekliydi ve Anadolu’da kolay bulunmuyordu. Kumaşların bir kısmı Asur’da kadınların evlerde dokuduğu kumaşlardı, bir kısmı ise güneyden, Babil tarafından getiriliyordu. Tüccarlar bu malları Anadolu şehirlerinde satıp karşılığında gümüş ve altın alıyor, kazancı yine kervanlarla Asur’a gönderiyordu. Araştırmacıların hesabına göre iki şehir arasındaki yol bin kilometreyi aşıyordu ve tek yön haftalar sürüyordu.

Bu sistemi devlet değil, aileler yürütüyordu. UNESCO dosyası, Asur kralı I. Erişum döneminden itibaren ticaretin aile şirketleri eliyle yapıldığını kaydediyor. Babası Asur’da kalırken oğlu Kaniş’te oturan, kardeşleri yollarda kervan götüren firmalar düşünmek, tabletlerdeki tabloya oldukça yakındır. Tüccarlar yerel krallara vergi ödüyor, karşılığında yol güvenliği ve ticaret izni alıyordu. Yani Asurlular buranın efendisi değil, anlaşmalarla bağlı yabancı tüccarlardı.

Kültepe’de Kaniş karumunda açığa çıkarılmış taş temelli ev kalıntıları ve taş döşeli dar sokak, temsili görsel
Karumdaki evler taş temeller üzerine kerpiçle yükseltiliyor, aralarından taş döşeli dar sokaklar geçiyordu (temsili görsel).

Kazılar bu mahallenin nasıl göründüğünü de ortaya koydu. Evlerin çoğu iki katlıydı; temeller taştan, duvarlar ahşap hatıllarla desteklenmiş kerpiçtendi. Sokaklar taş döşeliydi ve altlarından kanallar geçiyordu. UNESCO dosyasına göre yüz kadar evin planı biliniyor. Bu evlerde oturma odaları, kilerler ve arşiv odaları ayrı tutulmuştu.

Kültepe tabletleri ne anlatıyor?

Kültepe tabletleri, Akadcanın Eski Asur lehçesiyle ve çivi yazısıyla yazılmış kil belgelerdir. Büyük kısmı tüccarların evlerindeki özel arşivlerden çıktı. Tabletler küplerin, ahşap sandıkların, sepetlerin ve çuvalların içinde saklanmıştı. Pek çok mektup, ani bir yangın evleri yaktığında hâlâ kil zarfının içindeydi. Zarfların üzerinde silindir ya da damga mühür baskıları bulunuyor ve bu baskılar başlı başına bir sanat tarihi kaynağı sayılıyor.

İçerik şaşırtıcı ölçüde gündelik. Kervanların yükleri, borç senetleri ve faiz hesapları en kalabalık grubu oluşturuyor. Bunların yanında evlilik ve boşanma sözleşmeleri, miras paylaşımları, köle alım satımları, yargı kararları ve yerel yöneticilerle yazışmalar da var. Kazı başkanı Fikri Kulakoğlu’nun Anadolu Ajansı’na anlattığı bir örnekte, bir miras davası için evdeki kapların, altının ve gümüşün tek tek sayılıp tablete geçirildiği görülüyor. Az sayıda edebi metin ile yazı öğrenenlerin alıştırma tabletleri de bulundu.

Tabletlerin en canlı yanı kadın sesleri. Asur’da kalan eşler kumaş dokuyup kocalarına gönderiyor, karşılığında gelecek gümüşün hesabını soruyor, bazen de uzun süren ayrılıklardan yakınıyordu. Livius’un aktardığı belgelerde Asurlu tüccarların Kaniş’te evlendiği yerli kadınların boşanmada eşit haklara sahip olduğu görülüyor. Dünya Belleği adaylık dosyası da okuma yazmanın yalnızca tüccarlarla sınırlı kalmadığını, yerlilere, kadınlara ve kölelere kadar yayıldığını vurguluyor. Kil üzerine yazmanın tekniğini merak edenler için çivi yazısının tarihi yazımız iyi bir başlangıç olur.

Bu belgelerin bir önemi de dil tarihiyle ilgili. Tabletler Asurca yazılmış olsa da içinde geçen yerli kişi adları ve bazı kelimeler Hititçeye ait. Araştırmacılar bunları, Hint-Avrupa dillerinden kalmış bilinen en eski kayıtlar arasında sayıyor.

Kaç tablet bulundu, bugün nerede saklanıyor?

Sayı kaynağa göre biraz oynuyor. UNESCO’nun geçici liste kaydı ve Dünya Belleği dosyası yaklaşık 23.500 tabletten ve zarftan söz ediyor; Cambridge Üniversitesi’nin yayımladığı “Ancient Kanesh” kitabı ise “23.000’den fazla” diyor. Kulakoğlu 2017’de bunlardan en az 19 bininin Türkiye müzelerinde korunduğunu, bir kısmının daha önceki dönemlerde yurt dışına götürüldüğünü söylemişti. Dünya Belleği dosyasına göre izinsiz kazılarla 3.000 kadar tablet dışarı çıktı; Çek dilbilimci Bedřich Hrozný da kendi kazısında bulduğu yaklaşık bin tabletin bir kısmını Prag’a götürdü.

Yazıların büyük çoğunluğu kısa bir zaman dilimine ait. Dünya Belleği dosyası, metinlerin yaklaşık yüzde 90’ının MÖ 1895 ile 1865 arasındaki tek bir kuşağın elinden çıktığını belirtiyor. Bu arşiv 2015’te UNESCO Dünya Belleği listesine alındı. Türkiye’den bu listedeki öteki tablet arşivi, Hititlerin başkenti Boğazköy’den çıkan belgeler.

Kültepe tabletleri gibi kil zarfı kısmen kırılmış küçük bir pişmiş toprak tablet, temsili görsel
Tüccar mektuplarının bir kısmı, üzerine mühür basılmış kil zarfların içinde, hiç açılmadan bulundu (temsili görsel).

Kültepe hangi uygarlığa ait?

İnternette sık sık sorulan bu sorunun cevabı tek kelime değil. Kaniş, yerli bir Anadolu krallığının merkeziydi. Asurlu tüccarlar burada misafir olarak yaşadı; şehri yöneten onlar değildi. Höyükteki saraylarda oturan krallar, Anadolu’yu paylaşan pek çok küçük şehir devletinden birinin, belki de en güçlüsünün başındaydı. Belgelerde Hurmili, İnar ve Warşama gibi Kaniş krallarının adları geçiyor. Ellerinde yazılı antlaşmalar, ittifaklar ve çekişmelerle dolu bu dünya, birkaç yüzyıl önce Suriye’de Ebla tabletlerinin anlattığı şehir krallıklarını hatırlatıyor.

Daha sonra aynı höyüğe Hititler, demir çağında Tabal krallığı, ardından Helenistik ve Roma dönemi yerleşimcileri geldi. Okul kitaplarında Kültepe’nin “Asur Ticaret Kolonileri Çağı” ile anılması bu yüzdendir. Burayı tanınır kılan tek bir halk değil, o dönemin kendisi. Çağ olarak orta tunç çağına, yani kabaca MÖ 20. ile 18. yüzyıllara denk geliyor.

Warşama Sarayı ve tarih tartışması

Höyüğün tepesinde ortaya çıkarılan en büyük yapı Warşama Sarayı. Kazı ekibinin tanıtım sayfasına göre zemin katında elli kadar oda açığa çıkarıldı. UNESCO dosyası, sarayın adını İnar’ın oğlu Kral Warşama’dan aldığını ve adı bilinen beş kralın burada oturduğunu yazıyor. Saray, yanarak yıkılmış daha eski bir sarayın enkazı üzerine kurulmuştu.

Bu yapının tarihi, Mezopotamya kronolojisi tartışmasında önemli bir rol oynadı. Sarayın kerestesindeki ağaç halkaları uzun süre MÖ 1832 tarihine işaret ediyor kabul edildi. 2016’da PLOS ONE dergisinde yayımlanan ağaç halkası ve radyokarbon çalışması ise ana yapım kerestesinin MÖ 1852 ile 1843 arasında kesildiğini hesapladı. Aynı çalışma, karumdaki büyük yangınla sarayın yapımının aynı anda olduğu varsayımını da sorguladı. Karumun yazılı belgeler bırakan iki dönemi için verilen tarihler de bu yüzden kaynaktan kaynağa değişiyor. Belgelerin çoğunu veren dönem için MÖ 1970’ler ile 1836 arası, ikinci dönem için 1830’lar ile 1700 civarı sık kullanılan aralıklar.

Anitta, Neşa ve Hititlere giden yol

Kaniş’in hikâyesinin en çok merak edilen bölümü, Hititlerle bağı. Bu bağın yazılı kaynağı Anitta metni. Hattuşa arşivlerinde bulunan kopyalardan bilinen bu Hititçe metin, Kuşşara kralı Pithana’nın Neşa’yı bir gece baskınıyla aldığını ama halkına kötülük etmediğini anlatıyor. Oğlu Anitta ise çıkan isyanı bastırıyor, çevredeki krallıkları yeniyor ve sonunda Hattuş şehrini yerle bir edip orayı yeniden kuracak olanı lanetliyor. Metnin ilk hâlinin hangi dilde ve tam olarak ne zaman yazıldığı araştırmacılar arasında hâlâ tartışmalı.

Bu bir kral anlatısıdır; olayları Anitta’nın görülmek istediği biçimde aktarır. Toprak altında ise ayrı bir kanıt var: 1954 kazısında höyükteki resmî bir depo binasında, Eski Asur lehçesiyle “Kral Anitta’nın sarayı” yazan bir tunç mızrak ucu bulundu. DergiPark’taki bir incelemeye göre bu buluntu karumun ikinci yazılı döneminin çağdaşı.

İronik olan, Anitta’nın lanetlediği Hattuş’un birkaç kuşak sonra Hitit krallarının başkenti olması. Bu hikâyeyi Hattuşa yazımızda ayrıntılı olarak ele almıştık. Neşa’nın Hitit kimliğindeki yeri de unutulmadı. Hititler kendi dillerine “nešili”, yani “Neşa dili” adını verdi. Bu, dilin ya da hanedanın kökünün bu şehirle bağlantılı görüldüğünün güçlü bir işareti olarak yorumlanıyor.

Kültepe höyüğünün tepesinde kazılmış Warşama Sarayı’nın taş temelli oda duvarları, temsili görsel
Höyüğün üst kesiminde açığa çıkan saray duvarları, Kaniş krallarının yönetim merkezine ait (temsili görsel).

Kültepe kazıları: Hrozný’den Özgüçlere ve Kulakoğlu’na

Kültepe’nin adı, eski eser pazarlarında “Kapadokya tabletleri” denen çivi yazılı belgelerin dolaşmaya başladığı 19. yüzyılın son çeyreğinden beri biliniyor. Bakanlık bunun başlangıcını 1871 olarak veriyor, başka kaynaklar 1880’leri gösteriyor. Tabletlerin nereden çıktığı uzun süre bulunamadı. Fransız Ernest Chantre 1893-1894’te, Hugo Grothe 1906’da höyükte çalıştı ama arşivlere ulaşamadı. Hrozný ise 1925’te tabletlerin höyükten değil, çevresindeki düzlükten, yani karumdan çıktığını belirledi. Dünya Belleği dosyasında bu tarih 1921 olarak geçiyor; Bakanlık ve öteki kaynaklar 1925’te birleşiyor.

Sistemli dönem 1948’de başladı. Türk Tarih Kurumu ve Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü adına Tahsin Özgüç başkanlığında başlayan kazılar hiç kesilmeden sürdü. Nimet Özgüç bu çalışmalarda eşiyle birlikte yer aldı. Kültepe mühür baskıları üzerine yaptığı yayınlar alanın temel kaynakları arasına girdi; Aksaray’daki Acemhöyük kazısını da yıllarca kendisi yönetti. Tahsin Özgüç 2005’te hayatını kaybettikten sonra kazı başkanlığını Fikri Kulakoğlu üstlendi.

Yetmiş yılı aşan çalışmaya rağmen alanın çok küçük bir kısmı açılabildi. Kulakoğlu 2017’de yüzde 5-6’dan söz etmişti; 2025’te ise alanın yüzde 5’inin bile kazılmadığını söyledi. Aynı açıklamalarda bölgenin tarihinin 8 bin yıl öncesine uzanabileceğini de belirtti. Bu, şimdilik kazı başkanının beklentisi; yayımlanmış kazı verileriyle henüz kanıtlanmış bir tarih değil.

Kültepe neden önemli, UNESCO listesinde mi?

Kültepe’nin önemi, Anadolu’nun yazılı tarihinin burada başlamasından geliyor. Bu tabletlerden önce Anadolu hakkında bildiklerimizin neredeyse tamamı kazılardan çıkan sessiz buluntulardı. Kaniş arşivleriyle birlikte ilk kez kişi adları, fiyatlar, aile kavgaları ve krallar arası ilişkiler belgelere dayanarak izlenebiliyor. Mezopotamya’nın hukuk dünyasını, örneğin biraz daha sonraki Hammurabi Kanunları’nı okurken akla gelen sorular, burada gündelik bir senedin içinde karşımıza çıkıyor.

UNESCO açısından iki ayrı kayıt var ve sık sık karıştırılıyor. Ören yeri, 15 Nisan 2014’te “Kültepe-Kaniş Arkeolojik Alanı” adıyla UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne girdi. Bu henüz asıl Dünya Mirası listesi değil, adaylık öncesi bir aşama. Tablet arşivi ise 2015’ten beri Dünya Belleği listesinde. Dolayısıyla “Kültepe tabletleri UNESCO’da mı?” sorusunun cevabı evet, “Kültepe Dünya Mirası mı?” sorusunun cevabı ise şimdilik hayır.

Kültepe’yi ziyaret etmek

Bakanlığın Kültepe Örenyeri sayfasına göre alan 08.30 ile 17.30 arasında açık, gişe 17.15’te kapanıyor ve giriş ücretsiz. Pazartesi günleri kapalı. Eski broşürlerde farklı saatler yer aldığı için yola çıkmadan önce güncel bilgiyi kontrol etmek iyi olur. Toplu taşımayla gelenler Sivas yönüne giden araçlarla Kültepe kavşağına kadar gelip oradan iki kilometre kadar yürüyebiliyor. Alanda karumun bazı ev ve sokak kalıntıları ile höyükteki resmî yapılar açık hava müzesi olarak geziliyor.

Buluntuları görmek için şehre dönmek gerekiyor. Kayseri Arkeoloji Müzesi, 1969’dan beri hizmet verdiği Gültepe’deki binasından Kayseri Kalesi’nin içine taşındı ve 19 Ekim 2019’da yeni yerinde açıldı. Müzede Kültepe’den tabletler, mühürler ve seramikler sergileniyor. Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde de Asur Ticaret Kolonileri dönemine ait zengin bir Kültepe koleksiyonu bulunuyor. Ören yerini ve Kayseri’deki müzeyi aynı gün gezmek, tabletlerin çıktığı evlerle o evlerin sahiplerinin yazdıklarını bir araya getiriyor.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir