Çatalhöyük: Konya Ovasında 9 Bin Yıllık Sokaksız Kasaba

Çatalhöyük: Konya Ovasında 9 Bin Yıllık Sokaksız Kasaba
0

Konya Ovası’nın düzlüğünde, Çumra’nın birkaç kilometre kuzeyinde, ilk bakışta sıradan bir tepe gibi duran iki höyük var. Çatalhöyük, yaklaşık dokuz bin yıl önce burada binlerce insanın yan yana yaşadığı, sokaksız, kapısız ve evlerin damlarından girilen bir Neolitik yerleşimdi. 2012’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan alan, insanların avcı-toplayıcılıktan köy ve kasaba hayatına geçişini anlamak için dünyadaki en ayrıntılı kazılmış yerlerden biri sayılıyor.

Çatalhöyük Doğu Höyüğü'nde koruma çatısı altındaki Neolitik kazı alanı
Çatalhöyük Doğu Höyüğü’ndeki kazı alanı. Fotoğraf: Verity Cridland, Wikimedia Commons, CC BY 2.0.

Çatalhöyük nerede ve ne kadar eski?

Alan iki ayrı höyükten oluşuyor. Doğu Höyüğü asıl Neolitik yerleşim; radyokarbon tarihleri burada yaşamın kabaca MÖ 7100 ile 5950 arasında sürdüğünü gösteriyor. Yaklaşık 18 tabakalık yerleşim katı, aynı noktada yüzyıllar boyunca evlerin yıkılıp eski duvarların üstüne yenilerinin kurulmasıyla oluşmuş. Çarşamba Çayı’nın eski yatağının öbür yakasındaki Batı Höyüğü ise daha geç, Kalkolitik döneme ait ve kabaca MÖ 6000 ile 5500 arasına tarihleniyor.

Höyüğü bilim dünyasına 1958’de İngiliz arkeolog James Mellaart tanıttı. 1961–1965 arasındaki kazıları duvar resimleri ve heykelcikleriyle büyük ses getirdi, ama kazılar sonra uzun süre durdu. 1993’te Ian Hodder başkanlığında başlayan ikinci dönem, 2017’ye kadar uluslararası ve çok disiplinli bir proje olarak sürdü. 2018’den bu yana çalışmalar Anadolu Üniversitesi’nden Ali Umut Türkcan başkanlığında devam ediyor.

Sokaksız bir kasabada hayat

Çatalhöyük’ün en tuhaf yanı mimarisi. Kerpiç evler birbirine öyle yaslanmış ki aralarında sokak yok. Giriş, damdaki bir açıklıktan ahşap merdivenle aşağı inerek yapılıyordu. Yani mahallenin “caddesi” çatılardı; komşular muhtemelen günlük işlerinin bir kısmını da orada görüyordu.

Evlerin içi şaşırtıcı biçimde düzenli. Fırın ve ocak genellikle merdivenin altına, güney duvarına yakın yerleştirilmiş; dumanın dam deliğinden çıkması için mantıklı bir seçim. Kuzey tarafta sıvalı platformlar bulunuyor. Duvarlar defalarca, bazı evlerde yüzlerce kat ince beyaz sıvayla yenilenmiş. Kazıcılar bu bakımlı iç mekânla evlerin çevresindeki çöp alanları arasındaki farkı özellikle not ediyor.

Ölüler evlerin dışına değil, tabanın altına, çoğunlukla platformların altına gömülüyordu. Bazı evlerde onlarca kişi bulundu. Hodder ekibi, bu “gömü yoğunluğu yüksek” evlerin her zaman en büyük ya da en zengin evler olmadığını, daha çok uzun süre aynı yerde yeniden inşa edilmiş, hafızası olan evler olduğunu öne sürüyor. Bu bir yorum; ama kazı verileriyle desteklenen bir yorum.

Kaç kişi yaşıyordu?

Kesin bir sayı yok. Yerleşimin en kalabalık döneminde 3.500 ile 8.000 arası insan barındırdığına dair tahminler yaygın, ancak bunlar aynı anda kullanılan ev sayısına ve hane büyüklüğüne dair varsayımlara dayanıyor. “Dünyanın ilk şehri” ifadesi de bu yüzden tartışmalı. Pek çok uzman, yönetim binaları, tapınak ya da belirgin bir sınıf ayrımı görülmediği için Çatalhöyük’ü şehir değil, çok büyük bir köy veya proto-kent olarak tanımlamayı tercih ediyor.

Boğa başları, duvar resimleri ve “yanardağ haritası”

Bazı evlerin duvarlarında sıvaya gömülü yaban sığırı boynuzları, kabartma hayvan figürleri ve kırmızı aşı boyasıyla yapılmış resimler var. Av sahneleri, akbabalar ve başsız insan figürleri en çok bilinenler. Bunların gündelik süs mü, ritüel mi, yoksa ikisi birden mi olduğu net değil. Kesin olan, bu öğelerin belirli evlerde yoğunlaştığı ve sık sık sıvayla örtülüp yeniden yapıldığı.

En çok konuşulan resim, Mellaart’ın bulduğu ve bir yerleşim planıyla arkasında iki tepeli bir dağ gösterdiği düşünülen sahne. Bazı araştırmacılar burada Hasan Dağı’nın patlamasını görüyor. 2014’te PLOS ONE’da yayımlanan bir çalışma, Hasan Dağı’nın zirvesindeki volkanik kayaçları tarihlendirip yaklaşık 9 bin yıl önce bir patlama olduğunu gösterdi; bu, resmin yapıldığı dönemle örtüşebiliyor. Yine de bu yalnızca olası bir eşleşme. Başka araştırmacılar “evler” denen geometrik desenin plan değil soyut bir motif, “dağ”ın da benekli bir leopar postu olabileceğini savunuyor. Dünyanın en eski haritası iddiası bu yüzden kanıtlanmış bir bilgi değil, güçlü ama tartışmalı bir hipotez.

Ana tanrıça mı, sıradan heykelcik mi?

Çatalhöyük'te bulunan ve iki kedigil üzerinde oturan kadını gösteren pişmiş toprak heykelcik
“Çatalhöyük’ün Oturan Kadını” olarak bilinen heykelcik, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara. Fotoğraf: Nevit Dilmen, Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0.

Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen ve iki yanındaki kedigillere kollarını dayamış iri bir kadını gösteren pişmiş toprak heykelcik, Çatalhöyük’ün simgesi hâline geldi. Mellaart bu ve benzeri buluntulardan yola çıkarak toplumun bir “Ana Tanrıça” kültü etrafında örgütlendiğini, kadınların merkezi bir rol oynadığını öne sürmüştü. Bu fikir 1960’lardan sonra popüler kültürde ve bazı inanç akımlarında çok yaygınlaştı.

Sonraki kazılar tabloyu karmaşıklaştırdı. Hodder dönemindeki heykelciklerin büyük çoğunluğu kutsal bir alanda değil, çöplüklerde ve dolgu toprağında bulundu; çoğu da açıkça kadın değil, hayvan ya da cinsiyeti belirsiz figürlerdi. İskeletler üzerinde yapılan diyet ve yaşam tarzı incelemeleri, kadınlarla erkekler arasında beslenme ve yaşam koşulları bakımından büyük farklar görmedi. Bu bulgular “tanrıça” yorumunu tamamen çürütmüyor, ama ana tanrıça kültünün varlığına dair doğrudan bir kanıt olmadığını ve toplumun belirgin bir cinsiyet hiyerarşisi göstermediğini düşündürüyor.

Konuyu daha da bulandıran bir ayrıntı var: Mellaart’ın bazı iddiaları güvenilirlik sorunu yüzünden gölgelendi. Kazılarda bulunduğunu söylediği ama kimsenin görmediği duvar resmi çizimleri ve kilim desenleri uzun süre tartışıldı. 2018’de, ölümünden sonra arşivini inceleyen jeoarkeolog Eberhard Zangger ve meslektaşları, Mellaart’ın bazı belge ve çizimleri kendisinin ürettiğine işaret eden kanıtlar yayımladı. Bu durum Çatalhöyük’teki gerçek buluntuları geçersiz kılmıyor; fakat yalnızca Mellaart’ın anlatısına dayanan ayrıntılara ihtiyatla yaklaşmak gerekiyor.

Ne yiyorlar, nasıl geçiniyorlardı?

Çatalhöyük halkı buğday, arpa, mercimek ve bezelye gibi ürünler yetiştiriyor, koyun ve keçi besliyordu. Yaban sığırı, geyik ve yaban domuzu avı da sürüyordu; ancak yaban sığırı kalıntılarının ziyafetlerle ilişkili olduğu düşünülüyor. Kapadokya’daki volkanik kaynaklardan getirilen obsidyen, alet ve ayna yapımında kullanıldı ve yerleşimin geniş bir değişim ağına bağlı olduğunu gösteriyor. Akdeniz kıyısından gelen deniz kabukları da bu bağlantının bir başka izi.

Yaşam kolay değildi. İskeletlerde görülen kafatası yaralanmaları, zaman zaman şiddet yaşandığını gösteriyor; nüfus arttıkça hastalık ve iş yükü belirtileri de artıyor. 2019’da PNAS’ta yayımlanan geniş biyoarkeolojik çalışma, kalabalıklaşmanın sağlık üzerindeki bu maliyetini ayrıntılı biçimde ortaya koydu. Neolitik “devrim”in herkes için daha rahat bir hayat anlamına gelmediğini Çatalhöyük kadar açık gösteren yer azdır.

Çatalhöyük’ü ziyaret etmek

Höyük Konya merkezine yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta. Doğu Höyüğü’ndeki iki ana kazı alanı koruma çatıları altında gezilebiliyor; girişte küçük bir ziyaretçi merkezi ve deneysel olarak yeniden yapılmış bir ev bulunuyor. Buluntuların en etkileyicileri, oturan kadın heykelciği ve duvar resimleri dâhil, Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde ve Konya Arkeoloji Müzesi’nde. Alanı görmeden önce müzeye uğramak, toprak rengi duvarların arasında neye baktığınızı anlamayı kolaylaştırıyor.

Anadolu’nun Neolitik hikâyesini daha eskiden takip etmek isteyenler için Göbeklitepe iyi bir başlangıç noktası: oradaki anıtsal yapılar Çatalhöyük’ten birkaç bin yıl önce yükseldi. Bölgenin daha sonraki kentleşme sürecini merak edenler Harran ve Mezopotamya’nın ilk büyük şehirlerinden Ur yazılarımıza da göz atabilir.

Kaynaklar ve ileri okuma

UNESCO Dünya Mirası Merkezi: Neolithic Site of Çatalhöyük · Çatalhöyük Araştırma Projesi · Schmitt vd. (2014), PLOS ONE: Hasan Dağı patlaması ve Çatalhöyük resmi · Larsen vd. (2019), PNAS: Çatalhöyük biyoarkeolojisi

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir