Abu Simbel Tapınakları: II. Ramses’in Kayaya Oyduğu Anıtlar ve Büyük Taşınma

Abu Simbel Tapınakları: II. Ramses’in Kayaya Oyduğu Anıtlar ve Büyük Taşınma
Temsili görsel: Büyük Tapınak’ın kayaya oyulmuş cephesi. Güneyden ikinci heykelin depremde kopan parçaları hâlâ yerde duruyor.
0

Abu Simbel, Mısır’ın en güneyinde, Sudan sınırına birkaç saatlik yol kalmışken Nil’in batı yakasındaki kumtaşı tepelere oyulmuş iki tapınağın adıdır. II. Ramses’in yaptırdığı bu tapınaklar bugün özgün yerlerinde durmuyor. 1960’larda parçalara bölünüp yukarıdaki bir düzlüğe taşındılar. Türkçede adın “Ebu Simbel” diye yazıldığı da sık görülür. İkisi de aynı yeri anlatır.

Abu Simbel tapınağı nerede?

Tapınaklar, Asvan’ın yaklaşık 230 kilometre güneybatısında, Nasır Gölü’nün batı kıyısında yer alıyor. Karayoluyla mesafe 300 kilometreye yaklaşıyor. Burası antik çağda Mısır’ın değil, Nubya’nın topraklarıydı. Güneyde altın madenleri ve ticaret yolları bulunan bu bölge, Yeni Krallık döneminde firavunların sıkı denetimi altındaydı. Tapınağın yeri rastgele seçilmemişti. Nehirden gelen herkes, kayaya oturmuş dev kral heykellerini uzaktan görecekti.

Bugün bölgeye ulaşmanın iki yolu var: Asvan’dan karayolu ya da 1969’da açılan küçük havalimanı. Göl üzerindeki gemi turları da tapınakların önünde durur. Bilet ve sefer bilgileri sık değiştiği için güncel ayrıntıları gitmeden önce resmî kaynaklardan kontrol etmek gerekir.

Kim yaptırdı, ne anlatıyor?

Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı, Büyük Tapınak’ın yapımına MÖ 1264 dolaylarında başlandığını belirtiyor. İş yaklaşık yirmi yıl sürdü. Ön cephede dört oturan Ramses heykeli var. Her biri 20 metreye yakın. Güneyden ikinci heykel antik çağdaki bir depremde yıkıldı. Gövdenin üst kısmı ve başı bugün de heykelin ayakları dibinde, yerde duruyor.

İçeride ilk salon, kral görünümündeki sekiz dev sütun heykeliyle çevrili. Duvarlarda Suriye’deki Kadeş Savaşı’nın kabartmaları yer alıyor. Mısır anlatısı bu çarpışmayı kesin bir zafer gibi sunar, oysa savaşın gerçek sonucu çok daha belirsizdi. Bu konuyu Kadeş Antlaşması yazımızda ayrıntılı ele aldık. Aynı tapınakta, yıllar sonra bir Hitit prensesinin Ramses’le evlenmesini anlatan bir dikilitaş da bulunuyor. Böylece taşın üzerinde hem savaşın hem de ardından gelen barışın izi yan yana duruyor. Hititlerin başkenti hakkında bilgi almak isterseniz Hattuşa yazısına göz atabilirsiniz.

En içteki odada dört heykel oturuyor: Amon-Ra, Ra-Harakhti, Ptah ve tanrılaştırılmış Ramses. Kral, kendi tapınağında tanrıların arasına yerleşmiş durumda. Bu, Ramses’in ilahî bir statü iddiasının taşa dökülmüş hâliydi. Aynı dönemin dinî mimarisini merak edenler, kapsamı çok daha geniş olan Karnak Tapınağı ile karşılaştırma yapabilir.

Abu Simbel Büyük Tapınağı’nın iç salonuna gün doğumunda uzanan ince güneş ışığı, temsili görsel
Temsili görsel: Gün doğumunda kapıdan giren ışığın tapınağın derinliklerine doğru uzanması.

Güneş olayı: hangi günlerde, neden?

Abu Simbel’i ünlü yapan olay, ışığın tapınağın içine girmesi. Tapınak, doğuya, Nil’e bakacak biçimde kayaya oyuldu. Yılda iki sabah, gün doğumunda içeri giren ışık 60 metreyi aşan koridoru geçip en içteki odaya ulaşıyor ve heykellerin üçünü aydınlatıyor. Ptah karanlıkta kalıyor. Yeraltı dünyasıyla ilişkilendirilen bir tanrının gölgede bırakılması, mimarların ışığı rastlantıya bırakmadığını düşündürüyor.

Tarihler konusunda kaynaklar aynı şeyi söylemiyor. Mısır Bakanlığı ve bugünkü ziyaretçi takvimi 22 Şubat ve 22 Ekim’i esas alıyor. UNESCO’nun kısa tanıtım metni ise olayın ekinokslarda, yani gece ile gündüzün eşitlendiği günlerde yaşandığını yazıyor. Uygulamada kalabalıklar şubat ve ekim sabahlarında toplanıyor. Ekinoks ifadesi, sahada gözlenen tarihlerle örtüşmüyor.

Bu iki tarihin Ramses’in doğum günü ve tahta çıkış günü olduğu sıkça tekrarlanır. Bu iddiayı destekleyen doğrudan bir kanıt yok. Ayrıca Dünya’nın eksenindeki yavaş salınım yüzünden, tapınak yapıldığında ışığın içeri girdiği günler bugünkülerle aynı değildi. Taşıma sonrasında hizalamanın ne kadar hassas korunduğu da ayrı bir tartışma konusu. Kesin olan, ışığın bilinçli bir hesapla içeri alındığı.

Nefertari’nin Küçük Tapınağı

Büyük Tapınak’ın yaklaşık 100 metre kuzeydoğusunda daha küçük ikinci yapı yer alıyor. Tanrıça Hathor’a ve Ramses’in baş eşi Nefertari’ye adanmış. Cephesindeki altı heykelin dördü kralı, ikisi kraliçeyi gösteriyor ve hepsi aynı boyda, 10 metreyi biraz aşıyor. Mısır sanatında kraliçeler genellikle kralın dizine kadar ulaşan küçük figürlerle tasvir edilirdi. Bu yüzden eşit ölçek, bakanlığın da vurguladığı gibi oldukça nadir bir örnek.

Unutuluş ve yeniden bulunuş

Rüzgârın taşıdığı kum yüzyıllar içinde cepheyi örttü. MÖ 6. yüzyılda buraya ulaşan bir grup paralı askerin izi hâlâ görülebiliyor. II. Psamtik’in Nubya seferine katılan Yunanca ve Karca konuşan askerler, güneydeki heykelin sol bacağına adlarını kazıdılar. Abu Simbel bu sayede firavunların propagandası kadar sıradan askerlerin de izini taşıyan bir yer hâline geldi.

Avrupalıların Abu Simbel’den haberi 1813’te oldu. İsviçreli gezgin Johann Ludwig Burckhardt, kumdan taşan heykel başlarını gördü ama içeri giremedi. İtalyan Giovanni Belzoni 1817’de girişi açtı. 1874’te bölgeyi ziyaret eden İngiliz yazar Amelia Edwards, güneş ışığının iç odaya ulaşmasını ilk kez ayrıntılı biçimde anlatan kişi oldu.

Abu Simbel tapınaklarının taşındığı yapay tepe ve önündeki Nasır Gölü kıyısı, temsili görsel
Temsili görsel: Tapınakları barındıran yapay tepe ve Nasır Gölü kıyısı.

Abu Simbel neden ve nasıl taşındı?

Abu Simbel’in bugünkü konumu, 20. yüzyılın en büyük arkeolojik kurtarma çalışmalarından birinin sonucudur. 1950’lerin sonunda Mısır, Asvan’da Nil’in akışını düzenleyecek yüksek bir baraj inşa etmeye karar verdi. Barajın oluşturacağı göl, tapınakların önünde suyu 60 metreye kadar yükseltecekti. Kumtaşı su altında kalırsa dağılıp gidecekti. Mısır 1959’da UNESCO’dan yardım istedi, Sudan da aynı yıl başvurdu. UNESCO Genel Direktörü 8 Mart 1960’ta dünyaya çağrı yaptı.

Öneriler arasında oldukça cesur fikirler de vardı. Kimisi tapınağı yerinde bırakıp çevresine su geçirmez bir set çekmeyi, kimisi ziyaretçilerin heykelleri su altından izlemesini önerdi. İtalyan bir firmanın planı ise tapınağı tek parça hâlinde krikolarla kaldırmayı öngörüyordu. Sonunda daha az iddialı ama uygulanabilir bir yol seçildi: İsveçli VBB şirketinin önerdiği kesip taşıma planı.

Çalışma 1964 baharında başladı. Önce yükselen suya karşı geçici bir set kuruldu. Ardından tapınak yüzeyleri, kesim sırasında ufalanmasın diye reçineyle güçlendirildi. Cephelerde ve iç odalarda çoğunlukla el testereleri kullanıldı. Cephe blokları en fazla 30 ton olabiliyordu, bu yüzden heykellerin yüzleri bile ayrı bloklar hâlinde kesildi. Son blok Nisan 1966’da yerinden çıkarıldı. İki tapınak toplam binden fazla parçaya bölünmüştü.

Abu Simbel için seçilen yeni yer, eski konumun yaklaşık 200 metre gerisinde ve 65 metre yukarıdaydı. Bloklar yönleri korunarak yeniden dizildi. Arkadaki dağın yükünü taşımak için her tapınağın üzerine betonarme bir kubbe yapıldı. Büyük Tapınak’ın kubbesi 55 metre açıklığa sahip ve dışarıdan bakınca doğal bir tepe gibi görünüyor. Proje 22 Eylül 1968’de tamamlandı. Maliyet yaklaşık 41,7 milyon dolardı. Bunun yarısını Mısır, kalanını 48 ülkenin katkısı karşıladı.

Nubya kampanyasının bıraktığı miras

Abu Simbel, tek başına bir kurtarma operasyonu değildi. 1960 ile 1980 arasında yürütülen uluslararası kampanyada 22 anıt yerinden alındı. Philae’deki İsis tapınakları başka bir adaya taşındı. Kimi küçük tapınaklar, katkıda bulunan ülkelere hediye edildi. Debod Madrid’e, Dendur New York’taki Metropolitan Müzesi’ne, Taffeh Leiden’e gitti. Bu ortak çabanın deneyimi, 1972’de kabul edilen Dünya Mirası Sözleşmesi’nin hazırlanmasında önemli rol oynadı.

UNESCO, alanı 1979’da “Abu Simbel’den Philae’ye Nubya Anıtları” adıyla Dünya Mirası Listesi’ne aldı. Kuruma göre tapınaklar taşınmış olsa da özgünlüklerini koruyor. Mısır tarafının resmî tanıtımı bakanlığın sayfasında okunabilir.

Hikâyenin genellikle anılmayan bir yüzü de var. Barajın oluşturduğu göl, yalnızca anıtları değil, binlerce yıldır o vadide yaşayan Nubyalıların köylerini de sular altında bıraktı. Nubyalılar 20. yüzyılda birkaç kez yer değiştirmek zorunda kaldı, birçoğu kentlere göç etti. Tapınakların kurtarılması bir başarıydı. Ancak vadinin insanları için kayıp, taşla ölçülemeyecek kadar büyüktü.

Ramses dönemiyle ilgili sık sorulanlar

Abu Simbel’in yapıldığı dönem, kutsal metinlerdeki Çıkış anlatısıyla sık sık ilişkilendirilir. Bazı yazarlar Musa’nın firavununun II. Ramses olduğunu ileri sürer. Bu yalnızca bir yorumdur. Tapınaklarda ya da başka bir Mısır kaynağında bu olaya değinen bir kayıt bulunmuyor. Kanıtların ve görüşlerin tartışması için Hz. Musa’nın Mısır’dan çıkışı yazımıza bakabilirsiniz. Mısır’ın anıtsal yapılarını daha eski bir dönemden izlemek isteyenler için Keops Piramidi iyi bir başlangıç noktası.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir