Babil Asma Bahçeleri, antik dünyanın yedi harikası arasında hangi kentte durduğu bile hâlâ tartışılan tek yapıdır. Giza’daki Büyük Piramit yerinde duruyor, Halikarnas Mozolesi’nin temelleri kazıldı, Efes’teki Artemis Tapınağı’nın yeri biliniyor. Bahçeler için ise elimizde Yunanca ve Latince metinler, birkaç kazı yorumu ve yüz yılı aşan bir tartışma var. Babil’de “işte burasıydı” denebilecek, uzmanların ortak kabul ettiği bir kalıntı yok.
Bu yüzden Babil Asma Bahçeleri hakkında ilk soru “nasıl görünüyordu?” değil, “var olduklarını nereden biliyoruz?” olmalı. Cevap için dört katmanı ayrı tutmak gerekiyor: kazı verisi, yüzyıllar sonra yazılmış antik anlatılar, araştırmacıların hipotezleri ve bunların üstüne eklenen popüler hikâyeler.
Babil Asma Bahçeleri’ni anlatan antik yazarlar
Bahçeleri Nebukadnezar’a bağlayan tek antik kaynak Berossos’tur. Babilli bir Marduk rahibi olan Berossos, MÖ 3. yüzyılın başında Seleukos kralı I. Antiokhos için Yunanca bir Babil tarihi yazdı. Eser kayıp; bahçelerle ilgili kısmı MS 1. yüzyılda Yahudi tarihçi Josephus’un alıntısından okuyoruz. Buna göre kral yeni sarayında yüksek taş teraslar kurdurmuş, onları dağa benzetip her türden ağaçla donatmış. Gerekçe de verilir: Medya’da büyümüş karısı dağlık manzaraları özlüyormuş.
MÖ 1. yüzyılda Diodoros daha ayrıntılı bir tablo çizer ama kralın adını vermez. Ona göre bahçeyi Semiramis değil, “sonraki bir Suriyeli kral” Pers kökenli bir cariyesi için yaptırmıştır. Yapı kare planlıdır, her kenarı dört pletron (yaklaşık 120 metre) tutar ve tiyatro gibi kademe kademe yükselir. En üst galeri elli arşın, yani 20 metreyi aşan bir yüksekliktedir. Nem aşağı sızmasın diye kamış ve bitüm, pişmiş tuğla ve kurşun levha katmanları serilmiş, su da dışarıdan görünmeyen makinelerle nehirden çekilmiştir.
Strabon bahçeyi Babil surlarıyla birlikte harikalar arasına koyar. Onun anlatısında küp biçimli, içi boş ayaklar üzerine tonozlar oturur; ayaklar en büyük ağaçları taşıyacak kadar toprakla doldurulmuştur. Bahçe Fırat’ın kıyısındadır, merdiven boyunca yerleştirilen burgular suyu sürekli yukarı aktarır. Romalı Curtius Rufus da bahçelerin surların yüksekliğine ulaştığını yazar ve onları bir “Suriye kralına” bağlar. Bizanslı Philon’a atfedilen kısa harikalar metnini ise bugün çoğu araştırmacı çok daha geç bir yazara, MS 4.–6. yüzyıllara tarihliyor.
Bu tanıkların hiçbiri Nebukadnezar’ın çağdaşı değil. Diodoros, Strabon ve Curtius, bugün kayıp olan daha erken yazarlardan, örneğin Ktesias, Kleitarkhos ya da İskender’in yanındaki tarihçilerden aktarıyor. Onlar da kralın ölümünden bir buçuk ila üç yüzyıl sonra yazmıştı. Babil Asma Bahçeleri’ne dair bildiğimiz hemen her ayrıntı bu aktarma zincirinden geliyor ve hangi bilginin nerede eklendiği çoğu zaman bilinemiyor.

“Asma” derken neyi kastediyoruz?
Yunanca kremastos ve Latince pensilis havada sallanan bir bahçeyi değil, bir yapının üstüne yükseltilmiş, teras teras tırmanan bitki örtüsünü anlatır. Antik yazarların tarif ettiği şey, tonozlu bir alt yapının sırtına yığılmış toprak ve ağaçtır. Havada süzülen yeşil kuleler sonraki yüzyılların resim geleneğine ait. Heemskerck de Babil’i bir Flaman kenti gibi çizmiş, bahçeleri Roma kemerlerine benzeyen bir yapının tepesine koymuştu.
Sessiz kalan kaynaklar: yazıtlar ve Herodotos
Babil Asma Bahçeleri tartışmasının düğümü burada. Nebukadnezar, MÖ 605–562 arasındaki uzun saltanatında yaptırdığı işleri çivi yazılı pek çok yazıtla anlattı. Surları, İştar Kapısı’nı, Marduk’un tapınağını, Babil Kulesi’yle özdeşleştirilen Etemenanki zigguratını ve saraylarını tek tek över. Dağ görünümlü bir teras bahçesi bu metinlerin hiçbirinde geçmez.
MÖ 5. yüzyılın ortasında Babil’i uzun uzun anlatan Herodotos da surları, kentin planını, Fırat üzerindeki köprüyü aktarır ama bahçelerden söz etmez. Kenti gerçekten görüp görmediği tartışmalı; yine de böyle bir merakı kaçırması şaşırtıcı.
Bu sessizlik farklı okunuyor. Bazı araştırmacılar Josephus’taki bahçe pasajının Berossos’a değil, sonraki bir derlemeciye ait olduğunu düşünüyor; çünkü Berossos kralın öbür yapı işlerini anlatırken yazıtlara sadık kalıyor. Robert Rollinger ve Andrew George ise pasajı Berossos’a ait sayıyor. George’un önerisi daha gündelik: sarayın kadınlarına ayrılmış kapalı bir bahçe dışarıdan görülmez, resmî yazıtlara da girmezdi. Bu da bir yorum; ama sessizlik tek başına “hiç yoktu” demek değil.
Koldewey’in tonozlu yapısı ve doğan şüpheler
Alman Doğu Cemiyeti adına 1899–1917 arasında Babil’i kazan Robert Koldewey, klasik yazarların tarifini aklında tutarak çalıştı. Güney Sarayı’nın kuzeydoğu köşesinde, kalın duvarlarla ayrılmış ve üstü tonozla örtülü on dört odalık bir yapı buldu. Babil’de nadir görülen yontma taş burada kullanılmıştı, duvarlar ağır bir yük taşıyacakmış gibi kalındı. Üç bitişik bacadan oluşan, kentte benzeri olmayan bir kuyu da vardı. Koldewey bunu sonsuz bir kova zinciriyle su çekmek için yapılmış bir düzenek olarak yorumladı.
Yorum bir süre ders kitaplarına girdi, sonra çatırdamaya başladı. Strabon bahçeyi nehrin kıyısına koyuyordu; tonozlu yapı ise Fırat’tan epey içerideydi. Yapıya inen bir merdivenin yakınında yaklaşık üç yüz idari tablet çıktı. Aralarında, Ernst Weidner’in 1939’da yayımladığı ve sürgündeki Yahuda kralı Yehoyakin’e verilen yağ tayınlarını sayan listeler de vardı. Bu buluntular alanın yönetim ve depo işleriyle bağlantılı olduğunu düşündürüyor. Odaların işlevi hâlâ tartışılıyor, ama bahçe yorumunu bugün destekleyen az.
Julian Reade 2000’de yayımladığı makalede bahçeleri sarayla nehir arasındaki kalın duvarlı “Batı İleri Yapısı”na (Western Outwork) yerleştirdi. Bu öneri nehre yakınlık sorununu çözüyor. Berossos ise bahçeyi Nebukadnezar’ın iç surun kuzeyine sonradan yaptırdığı yeni saraya bağlıyor ve o sarayla nehir arasındaki alan büyük ölçüde aşınmış, çoğu da kazılmamış. Babil’de binlerce yıl tuğla söküldü; birçok büyük yapıdan geriye temellerden fazlası kalmadı. Bahçe orada olsa bile izi silinmiş olabilir.

Su yirmi metre yukarı nasıl çıkardı?
Babil Asma Bahçeleri’ne yöneltilen en somut soru mühendislikle ilgili. Güney Mezopotamya düzdür, yazı sıcak, yağmuru azdır. Diodoros’un verdiği yükseklikte ağaç yetiştirmek için her gün tonlarca suyun Fırat’tan yukarı taşınması gerekirdi. Kaldıraçlı kova, yani şadüf, suyu ancak birkaç metre yükseltir. Kademeli şadüf dizileri, bir çarka bağlı kova zincirleri ya da Strabon’un sözünü ettiği burgu kuramsal olarak işi görebilir.
Sorun, bunlardan hangisinin o tarihte Babil’de kullanıldığına dair doğrudan kanıt olmaması. Strabon’daki burgu uzun süre Arkhimedes sonrası bir teknolojinin geçmişe yansıtılması sayıldı. Diodoros’un yalıtım katmanları ise inandırıcı, çünkü bitümle birleştirilmiş pişmiş tuğla Mezopotamya’da gerçekten yaygındı. Bahçeler teknik olarak imkânsız değil; ama yapılabilir olmak, yapılmış olmak demek değil.
Ninova tezi: Stephanie Dalley ve Sanherib’in bahçesi
Oxford’daki Asurolog Stephanie Dalley, 1994’te Iraq dergisindeki bir makaleyle başlayıp 2013’te Oxford University Press’ten çıkan kitabıyla genişlettiği radikal bir öneri getirdi: Babil Asma Bahçeleri aslında yaklaşık 450 kilometre kuzeydeki Asur başkenti Ninova’daydı. Yapan da Nebukadnezar değil, bir asır kadar önce hüküm süren Asur kralı Sanherib’di (MÖ 705–681).
Dayanakları güçlü. Sanherib, “Rakipsiz Saray” adını verdiği yeni sarayının yanına Amanos dağlarını taklit eden bir park kurdurduğunu kendi yazıtlarında anlatıyor. Aynı metinlerde suyu gün boyu yukarı çekmek için halat, bronz tel ve zincirler yaptırıldığı, şadüf yerine sarnıçların üzerine büyük silindirler ve alamittu denen düzenekler kurulduğu yazıyor. Dalley bu düzenekleri su burgusu olarak okuyor. Kralın Ninova’ya su getiren kanal ağı arazide izlenebiliyor; en çarpıcı parçası, yaklaşık 280 metre uzunluğunda ve 9 metre yüksekliğindeki Jerwan su kemeri. Torunu Asurbanipal’in Kuzey Sarayı’ndan çıkan bir kabartma da ağaçlı bir yamacı, ona su taşıyan kemerli bir su yolunu ve tepede sütunlu bir köşkü gösteriyor. Aynı sarayın tablet arşivini Asurbanipal Kütüphanesi yazımızda ayrıca ele aldık.

Sanherib’in MÖ 689’da Babil’i yıktığını ve Ninova’nın kapılarına Babil’dekiler gibi tanrı adları verdiğini de hesaba katan Dalley, Ninova’nın bir tür “yeni Babil” olarak görüldüğünü düşünüyor. Yunan yazarları Asur ile Babil’i, Dicle ile Fırat’ı sık sık karıştırdığı için bahçenin adresi de ona göre zamanla kaydı.

Tezin zayıf halkaları
Eleştirmenlerin çoğu Sanherib’in görkemli bir bahçe yaptırdığını kabul ediyor; yazıtlar, kabartmalar ve su yapıları bunu açıkça gösteriyor. Tartışma, bu bahçenin klasik kaynaklardaki “Babil’in harikası” ile aynı şey olup olmadığı üzerine.
O sırada Getty Müzesi’nin direktörü olan Mezopotamya arkeoloğu Timothy Potts, kitap için 2013’te yazdığı değerlendirmede en zor sorunun altını çiziyor. İskender MÖ 331’de Babil’e girdi, MÖ 323’te orada, Nebukadnezar’ın sarayında öldü; ordusu ve tarihçileri kenti yakından tanıyordu. Bu insanların yaşayan, kalabalık bir başkente orada olmayan bir harika yakıştırması ve sonraki bütün yazarların aynı hatayı tekrarlaması zor görünüyor. Potts’a göre iki kralın da benzer bahçeler yaptırmış olması, hatta Nebukadnezar’ın Asur örneğini taklit etmesi mümkün.
Dil tarafında da itirazlar var. Dalley’nin “burgu” diye çevirdiği Akadca alamittu sözcüğünün temel anlamı bir tür hurma ağacı; sözlük listelerinde de hurma ağaçlarının bölümünde geçiyor. Bazı teknoloji tarihçileri Sanherib’in metninden bir su burgusu çıkarmanın fazla iddialı olduğunu yazdı. Dalley’nin Berossos pasajını sonradan eklenmiş sayması da tartışmalı bir tercih. Ninova tezi, Babil Asma Bahçeleri tartışmasında ciddiye alınan ama kanıtlanmış sayılmayan bir hipotez olarak duruyor.
Amytis ve dağları özleyen kraliçe
Popüler anlatıların vazgeçilmezi, Medyalı prenses Amytis’in sıla özlemidir. Hikâyenin parçaları farklı yerlerden geliyor. Josephus’un aktardığı Berossos pasajı karının adını vermez, yalnızca Medya’da büyüdüğünü söyler. Amytis adı, Eusebios’un aktardığı başka bir Berossos parçasında, bahçelerle ilgisi olmayan bir bağlamda geçer: Nebukadnezar veliahtken, Asur’a karşı kurulan Babil–Med ittifakını pekiştirmek için onunla evlendirilmiştir. Bu evlilik siyasi açıdan akla yatkın. Bahçenin bu kadın için yapıldığı ise geç bir birleştirme. Diodoros hikâyeyi Pers bir cariyeyle anlatır, başka yazarlar işi efsanevi kraliçe Semiramis’e yükler. Dalley ise Sanherib’in yeni sarayını eşi Taşmetu-şarrat’a ithaf eden yazıtını hatırlatıyor. Hangi krala bağlanırsa bağlansın, Amytis motifini belgelenmiş bir olaydan çok edebî bir gelenek olarak okumak daha güvenli.
Bugün Babil’de ne görülebilir?
Babil, Bağdat’ın yaklaşık 85 kilometre güneyinde, Hille yakınlarında. UNESCO alanı 2019’da Dünya Mirası Listesi’ne aldı. Kurumun Babil sayfası bahçelerin sanata ve popüler kültüre etkisini anıyor, anlatının kökenini de genel olarak Nebukadnezar’ın saray kompleksine bağlıyor; ama sahada belirli bir kalıntıyı “bahçe” diye göstermiyor. Ziyaretçi bugün surları, İştar Kapısı’nın yerini, Güney ve Kuzey saraylarının tuğla yığınlarını görüyor. Kentin Nebukadnezar’dan bin yılı aşkın önceki geçmişini Hammurabi Kanunları yazımızda anlattık. Babil’i MÖ 539’da ele geçiren Ahamenişlerin saray bahçesi geleneği ise Pasargad’dan Persepolis’e uzanır; Yunancaya geçen paradeisos sözcüğü de eski İran dillerinden gelir.
Kanıt nerede bitiyor, hikâye nerede başlıyor?
Babil’de Babil Asma Bahçeleri’ne ait olduğu kesin olarak kabul edilen bir arkeolojik kalıntı yok. Koldewey’in önerisi bugün az destek buluyor; öbür adaylar kazılmamış ya da yok olmuş alanları gösteriyor. Yazılı gelenek Helenistik ve Roma dönemlerine ait: tutarlı bir yapı tarif ediyor, ama yapanın kim olduğu ve neden yapıldığı konusunda kendi içinde çelişiyor. Ninova’da yazıtlar, kabartmalar ve su yapılarıyla belgelenmiş bir kraliyet parkı var; onu “Babil’in harikası” ile eşleştirmek ise bir yorum. Britannica da konumun ve yapım yönteminin doğrulanmadığını belirtiyor. Ninova görüşünün akademik temeli için Dalley’nin 1994 tarihli makalesine bakılabilir.
“Bahçeler bulundu” manşetleri de “tamamen uydurmaydı” hükmü de eldeki kanıtın ötesine geçiyor. Babil Asma Bahçeleri belki Nebukadnezar’ın sarayında, belki Sanherib’in Ninova’sında, belki de yalnızca Yunanların Doğu’ya bakarken kurduğu hayalde vardı. Hangisi olduğunu, Babil’in kuzey sarayıyla nehir arasındaki kazılmamış toprak belki bir gün söyleyecek.

