Hiksoslar Kimdir? Nil Deltası’nda Hüküm Süren Yabancı Krallar

Hiksoslar Kimdir? Nil Deltası’nda Hüküm Süren Yabancı Krallar
0

Hiksoslar, MÖ 17. ve 16. yüzyıllarda Nil Deltası’nı ve Orta Mısır’ın bir kısmını yöneten, kökleri Doğu Akdeniz kıyılarına uzanan yabancı kökenli hükümdarlardır. Mısır tarihinde 15. Hanedan olarak geçerler ve yaklaşık bir yüzyıl boyunca Avaris’ten ülkenin kuzeyini idare ederler. Onları uzun süre “Mısır’ı yakıp yıkan barbarlar” diye tanıtan anlatı, son elli yılın kazıları ve laboratuvar çalışmaları karşısında epey sarsıldı. Bu yazıda kazı verisini, antik metinleri ve sonradan eklenen yorumları ayrı ayrı ele alıyoruz.

Hiksoslar kimdir, adları ne anlama gelir?

“Hiksos” sözcüğü Mısırca heqa khasut unvanının Yunanca söylenişidir. Anlamı kabaca “yabancı dağlık ülkelerin hükümdarları”dır. Yani bir halkın adı değil, bir yönetici unvanıdır. Bu ayrım önemli. Mısır kaynakları bu unvanı birkaç kral için kullanır. Delta’da yaşayan Batı Asya kökenli kalabalık nüfusun tamamına sonradan aynı ad yakıştırılmıştır.

Unvanın kendisi de Hiksos döneminden eskidir. MÖ 1890 civarına tarihlenen Beni Hasan’daki Hnumhotep mezarında, Mısır’a gelen bir Asyalı kafilenin başındaki kişi Abişa “heqa khasut” diye etiketlenmiştir. Josephus’un aktardığı “çoban krallar” yorumu ise halk etimolojisidir. Mısırbilimciler bu açıklamayı kabul etmez.

Avaris: Delta’da yüzyıllar içinde büyüyen bir kent

Hiksosların başkenti Avaris, bugün Doğu Delta’daki Tell el-Daba höyüğüdür. Avusturya Bilimler Akademisi’nin 1966’da başlattığı ve Manfred Bietak’ın uzun yıllar yönettiği kazılar, kentin bir gecede kurulmadığını gösterdi. Levant’tan gelen insanlar Orta Krallık döneminden itibaren buraya yerleşiyordu. Mezarlarda Mısır usulü ile Kenan usulü yan yana duruyordu. Bazı mezarlara eşekler gömülmüştü. Levant tarzı tapınaklar ve Kenan’dan getirilmiş testiler de vardı.

Amerikan Mısır Araştırma Merkezi için yazan Danielle Candelora, bu tablonun bir istila izlenimi vermediğini vurgular. Ona göre karşımızda karışık evliliklerin yaygın olduğu, iki kültürü birlikte yaşayan bir liman kenti var. Bazı Asyalı yetkililer Orta Krallık firavunlarının hizmetinde Sina madenlerine giden seferleri bile yönetmişti (ARCE’nin Hiksos yazısı). Kent zamanla yaklaşık iki kilometrekareye yayıldı. Sarayda bulunan çivi yazılı bir tablet parçası, Babil dünyasıyla yazışma yapıldığını düşündürüyor. Girit tarzı duvar resimleri de Ege bağlantısını akla getiriyor.

Hiksoslar dönemine ait Avaris’te kerpiç mezar kazısı ve Kenan tipi testiler, temsili görsel
Tell el-Daba’da kerpiç bir mezar ve içindeki Levant tipi kaplar (temsili görsel).

İstila mı, içeriden yükseliş mi?

İstila fikrinin kaynağı MÖ 3. yüzyılda yaşamış Mısırlı rahip Manetho’dur. Onun eseri kayıp. Elimizde yalnızca MS 1. yüzyılda Josephus’un Apion’a Karşı kitabına aldığı parçalar var (Perseus’taki metin). Bu parçalarda Hiksoslar “belirsiz soydan” bir kalabalık olarak anlatılır. Savaşmadan ülkeyi ele geçirdikleri, kentleri yaktıkları ve tapınakları yıktıkları söylenir. Bu anlatı, olaylardan bin üç yüz yıl kadar sonra yazılmıştır ve Mısır’ın yabancılara bakışını yansıtır.

2020’de PLOS ONE’da yayımlanan bir çalışma soruya doğrudan bedenlerden baktı. Chris Stantis ve ekibi, Tell el-Daba’da gömülü 75 kişinin diş minesindeki stronsiyum izotoplarını ölçtü. Bu değer, kişinin çocukluğunu nerede geçirdiğine dair ipucu verir. Dışarıdan gelenlerin oranı Hiksoslardan önceki 12. ve 13. Hanedan dönemlerinde yüksekti. Hiksos döneminde ise Delta’da doğmuş insanların payı arttı. Araştırmacılar bunu ani bir istilayla değil, kentte zaten yaşayan yabancı kökenli bir seçkin grubun iktidarı ele geçirmesiyle açıklıyor (Stantis ve ark. 2020). Yabancı kökenli kadınların fazlalığı da evlilikte kadının kocasının yanına taşındığı bir düzene işaret edebilir. Ekip, asıl köken bölgesini bulmak için Levant’tan karşılaştırma verisi gerektiğini de açıkça yazıyor.

Hiksos kralları ve “108 yıl” sorusu

Hanedanın süresini veren ana belge Torino Kral Listesi adıyla bilinen papirüstür. Papirüs altı hükümdardan ve 108 yıllık bir toplamdan söz eder, ama hasarlıdır. Sayıyı farklı okuyan uzmanlar var. Kim Ryholt 2018’de 149 yıla varan bir okuma önerdi. Thomas Schneider 160 ile 180 yıl arası bir süre savunuyor. Bietak ise 2024’te 108 yılı yeniden savundu; ona göre daha uzun süreler Avaris’teki kazı tabakalarıyla bağdaşmıyor. Radyokarbon tarihlerinin geleneksel kronolojiden ortalama 120 yıl kadar eski çıkması da tartışmayı zorlaştırıyor.

Adlardan en iyi bilinenler Hayan ve Apepi’dir. Çoğu araştırmacı sıralamayı Hayan, Yanassi, Apepi ve Hamudi olarak kabul ediyor. İlk krallar konusunda görüş birliği yok. Hayan’ın adını taşıyan bir kap kapağı Knossos’ta, bir kap parçası Hattuşa’da bulundu. Bağdat’ta satın alınmış bir aslan heykelciği de bu listeye eklenir. Bunlar bir imparatorluğun değil, hediyeleşmeye dayalı diplomasinin izleri sayılıyor. Apepi döneminde ise ünlü Rhind Matematik Papirüsü kopyalandı. Yani Hiksos sarayı, Mısır yazıcılık geleneğini sürdürüyordu.

Hiksoslar Mısır’a ne getirdi? At ve savaş arabası tartışması

Ders kitaplarında sık geçen bilgiye göre atı ve savaş arabasını Mısır’a Hiksoslar getirdi. Avaris’te at gömüleri gerçekten bulundu, Candelora da atı ve arabayı Hiksos katkıları arasında sayıyor. Öte yandan Hiksosların savaş arabası kullandığını gösteren ne bir buluntu, ne bir resim, ne de bir yazı var. Savaş arabasından ilk söz eden metin, Hiksoslara karşı savaşan Mısırlı asker Ebana oğlu Ahmose’nin yaşam öyküsüdür. Bileşik yay ve hopeş denen orak biçimli kılıç için de benzer bir belirsizlik söz konusu: Bunlar bu dönemde Mısır’da yaygınlaştı, ama hepsinin Hiksoslarla geldiğini kanıtlamak zor.

Din alanında tablo daha karmaşık. Avaris’in koruyucusu Set’ti ve Hiksos krallarının bu tanrıyı Kenan’ın fırtına tanrısı Baal ile özdeşleştirdiği düşünülüyor. Sonraki Mısır metinleri onları öteki tanrılara düşman gösterse de Hiksos hükümdarlarının Ra, Hathor ve Sobek’e adadığı eşyalar günümüze ulaştı.

Teb ile savaş ve Avaris’in düşüşü

Hiksoslar kuzeyi yönetirken güneyde, Teb’de yerli bir hanedan hüküm sürüyordu. Bir süre sınırı Kusai civarında olan iki devlet yan yana yaşadı. Çatışmanın ilk somut kanıtı Teb kralı Sekenenre Tao’nun mumyasıdır. Kafatasında birden fazla ölümcül yara var. 2021’de Frontiers in Medicine’de yayımlanan bilgisayarlı tomografi çalışması, kralın kırklı yaşlarında öldüğünü öne sürdü. Ellerinin biçimi, bağlı tutulduğunu düşündürüyordu. Yazarlar yaraları Avaris’te bulunmuş Asya tipi baltalarla karşılaştırdı ve kralın esir düştükten sonra öldürülmüş olabileceği sonucuna vardı (Saleem ve Hawass 2021). Darbelerin sırası ve hangisinin öldürdüğü ise belirsiz.

Hiksoslar ile Teb arasındaki savaş döneminden bronz baltalar ve hançer, temsili görsel
Orta Tunç Çağı’na özgü bronz baltalar ve bir hançer (temsili görsel).

Sekenenre’nin ardılı Kamose, Karnak’a diktirdiği steller üzerinde zaferlerini anlatır. Metne göre askerleri, Apepi’nin Kuş kralına yazdığı ve Teb’e karşı yardım istediği bir mektubu taşıyan ulağı yakaladı. Kamose metni Avaris surlarına kadar gittiğini ima etse de Ryholt gibi uzmanlar onun Orta Mısır’ın ötesine geçmediğini düşünüyor. Asıl fethi I. Ahmose gerçekleştirdi. Ebana oğlu Ahmose, Avaris’in yağmalandığını ve ardından Güney Kenan’daki Şaruhen’in üç yıl kuşatıldığını anlatır.

Kazı verisi bu anlatıyı kısmen yumuşatıyor. Avaris’te büyük bir yangın ya da toptan yıkım tabakası yok. Batı Asya kökenli nüfusun bir bölümünün Yeni Krallık’ta da burada yaşamayı sürdürdüğü anlaşılıyor. “Kovulanlar” büyük olasılıkla bütün bir halk değil, saray ve çevresiydi. Mısır’ın sonraki yüzyıllarda Asya’ya yönelen seferleri, örneğin Kadeş’e uzanan Mısır-Hitit rekabeti, bu dönemin açtığı yolda ilerledi.

Hiksoslar Yahudi mi, Türk mü, hangi kavim?

Google’da en çok sorulan sorulardan biri bu. Elimizdeki en sağlam ipucu dil. Hayan, Yakub-Har ya da Sakir-Har gibi kral adlarının çoğu Batı Sami dillerine ait. Araştırmacılar bu nedenle seçkinleri genellikle Amurru ya da Kenan dünyasıyla ilişkilendiriyor. Bietak, tapınak mimarisindeki benzerliklere dayanarak kökeni daha kuzeyde, Suriye’nin kuzeyi ile Yukarı Mezopotamya çevresinde arıyor. Kenan kıyılarının sonraki halklarından biri olan Fenikeliler de aynı dil ailesindendir. Stronsiyum sonuçları ise tek bir köken yerine farklı bölgelerden gelen insanlara işaret ediyor.

“Yahudi” ya da “İsrailoğulları” etiketi bu dönem için kullanılamaz. Ne bu adlar ne de bu topluluklar MÖ 17. yüzyıl kaynaklarında geçer. Hiksosların Türk ya da Kürt olduğu iddiaları için de hiçbir arkeolojik, dilbilimsel veya genetik kanıt yok. Bu tür iddialar çoğu zaman eski Avrupa bilimindeki “Hiksos ırkı” arayışının güncel yankılarıdır. Candelora’nın da gösterdiği gibi bu yaklaşım, unvanı bir halk adıymış gibi okuyan modern bir yanılgıdan doğmuştur.

Hiksoslar ile Hz. Yusuf ve Hz. Musa anlatıları

Hiksoslar ile kutsal metinler arasında bağ kurma girişimi yeni değil. Josephus, Manetho’nun aktardığı kovuluş hikâyesini İsrailoğullarının atalarının Mısır’dan çıkışıyla eşleştirdi. Modern araştırmacılardan Jan Assmann ve Donald Redford, Çıkış anlatısının kısmen Hiksosların kovulmasına dair belirsiz bir hatıradan beslenmiş olabileceğini düşündü. Israel Finkelstein ile Neil Asher Silberman da benzer bir ihtimali tartıştı. Bietak ise ticaretle zenginleşmiş yönetici bir seçkin ile ezilen bir topluluk tasviri arasındaki çelişkiye dikkat çekiyor.

Yusuf kıssası için de Hiksos dönemi sık sık öne sürülür. Bunun gerekçesi, bir Asyalının Mısır sarayında yükselmesinin yabancı hükümdarlar zamanında daha kolay olacağı düşüncesidir. Ancak hiçbir Hiksos dönemi belgesi Yusuf’un adını anmaz. Arkeoloji bu eşleştirmeyi doğrulamıyor, yanlışlamıyor da. Bu tartışmayı Hz. Yusuf Mısır’da hangi dönemde yaşadı ve Hz. Musa’nın Mısır’dan çıkışı yazılarımızda ayrıntılı ele aldık. Dini anlatı inananlar için anlam taşır, ama kazı verisinin yerini tutmaz.

Hiksoslar Mısır’ın hafızasında uzun süre kötü bir hatıra olarak kaldı. Avaris’in düşüşünden yaklaşık 80 yıl sonra Kraliçe Hatşepsut, Hiksosların ihmal ettiği tapınakları kendisinin onardığını övünerek anlatacaktı. Ramses II ise başkentini Avaris’in hemen yakınına taşıyacak ve orada Set kültünün 400. yılını kutlayan bir stel diktirecekti. Oysa bu yazının başında gördüğümüz mezarlar, tapınaklar ve diş mineleri, sarayın yazdırdığı bu cümlelerden çok daha karmaşık bir hikâye anlatıyor.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir