MÖ 612 yazında Babil ve Med orduları Asur’un başkenti Ninova’yı yağmalayıp ateşe verdiğinde, saraylardaki odalarda binlerce kil tablet duruyordu. Yangın çatıları çökertti, rafları yıktı, tabletleri toprağın altına gömdü. Yaklaşık iki buçuk bin yıl sonra İngiliz kazıcılar o enkazdan bugün Asurbanipal Kütüphanesi dediğimiz koleksiyonu çıkardı. Gılgamış Destanı’nın en eksiksiz metni, Mezopotamya tıbbı, kehanet kılavuzları ve sözlükler büyük ölçüde bu kütüphane sayesinde elimizde.
Asurbanipal kimdi?
Asurbanipal, MÖ 669’dan yaklaşık 631’e kadar Yeni Asur İmparatorluğu’nu yönetti. Bu, Asur’un en geniş sınırlara ulaştığı dönemdi: Mısır’dan İran’ın batısına uzanan bir coğrafya. Yazıtlarında kendini acımasız bir fatih olarak anlatmaktan çekinmedi; Elam seferleri ve isyan eden kardeşi Şamaş-şum-ukin’e karşı yürüttüğü Babil savaşı, kraliyet kayıtlarında ayrıntısıyla yer alıyor.
Onu öbür Asur krallarından ayıran, kendi okuryazarlığıyla övünmesi. Bir yazıtında yazıcılık sanatını öğrendiğini, eski taşlara kazınmış “Tufan öncesi” metinleri okuyabildiğini söylüyor. Kralların kendilerini olduğundan bilge gösterme eğilimi düşünülünce bu sözler birebir alınmamalı. Yine de veliaht olarak değil, rahiplik ya da yazıcılık için yetiştirilmiş daha küçük bir oğul olarak eğitim aldığı ve iyi derecede çivi yazısı bildiği, çoğu Asurolog tarafından makul kabul ediliyor.

Asurbanipal Kütüphanesi nasıl bulundu?
Ninova, bugünkü Irak’ta Musul kentinin karşısında, Dicle’nin doğu yakasında yer alıyor. 1840’ların sonunda Austen Henry Layard, Kuyuncuk höyüğündeki Sanherib sarayını kazarken binlerce tablet parçasına rastladı. 1853’te Layard’ın yardımcısı Musullu Hürmüz Rassam, aynı höyükte Asurbanipal’in Kuzey Sarayı’nı ve aslan avı kabartmalarını, bunlarla birlikte bir başka büyük tablet yığınını buldu.
O dönemin kazı teknikleri bugünkü gibi değildi. Tabletler hangi odadan, hangi katmandan çıktığı kaydedilmeden sandıklara doldurulup Londra’ya gönderildi. Bu yüzden “kütüphane” aslında tek bir oda değil, en az iki saraydan ve muhtemelen bazı tapınaklardan gelen, sonradan birbirine karışmış koleksiyonların ortak adı. Kütüphanenin rafları nasıl düzenlenmişti, okuma odası var mıydı, bunları bilmiyoruz. British Museum bugün Ninova’dan gelen 30 binden fazla tablet ve tablet parçasını koruyor; parçaların birbirine eşlenmesi hâlâ süren bir iş.
Tabletlerde ne yazıyor?
“Antik kütüphane” deyince akla destanlar ve şiirler geliyor, ama koleksiyonun ağırlık merkezi başka yerde. En büyük pay kehanet metinlerine ait: koyun karaciğerindeki izlerden, gökyüzü olaylarından, doğan yavrulardaki tuhaflıklardan geleceği okumaya yarayan uzun alamet listeleri. Kralın en önemli kaygısı tanrıların iradesini doğru anlamaktı ve kütüphane her şeyden önce bu işe hizmet eden bir uzmanlık arşiviydi.
Onu büyü ve arınma ayinleri, tıbbi reçeteler ve hastalık tanı kılavuzları izliyor. Sümerce ile Akadca arasındaki çok dilli sözcük listeleri, ölü bir dil olan Sümercenin bugün çözülebilmesinde kilit rol oynadı. Edebi metinlerin payı küçük; fakat Gılgamış Destanı, Enuma Eliş yaratılış anlatısı ve Etana efsanesi gibi eserlerin en iyi korunmuş kopyaları bu küçük paydan geliyor.
Tufan tableti ve George Smith

Kütüphanenin dünya çapında ün kazanması 1872’de oldu. British Museum’da tabletleri sınıflandıran George Smith, bir parçada gemi yapan, kuşları salıveren ve tufandan kurtulan bir kahramanın hikâyesini okudu. Bu, bugün Gılgamış Destanı‘nın 11. tableti olarak bilinen metindi. Smith’in bulgusu, Tevrat’taki Nuh anlatısına çok benzeyen daha eski bir Mezopotamya metninin varlığını gösterdi ve Viktorya dönemi İngiltere’sinde büyük tartışma yarattı.
Bu benzerlik, iki anlatının ortak bir edebi ve kültürel çevreden beslendiğini gösteriyor; tarihsel olarak dünya çapında bir tufanın yaşandığını ise kanıtlamıyor. Mezopotamya’daki yerel taşkın katmanları da tek bir büyük felaketi işaret etmiyor, farklı yerlerde farklı zamanlarda oluşmuş. Konuyu inanç, arkeoloji ve jeoloji açısından ayrı ayrı ele aldığımız Nuh’un Gemisi yazısında ayrıntılar var.
Asurbanipal Kütüphanesi’ndeki tabletler nasıl toplandı?
Ninova’dan çıkan mektuplar, koleksiyonun nasıl büyüdüğüne dair ilginç ipuçları veriyor. Bunlardan birinde kral, Borsippa’daki bir görevliye, belirli kişilerin evlerindeki ve tapınaklardaki tabletleri toplayıp göndermesini, “sarayda işe yarayacak” her metni almasını emrediyor. Babil savaşından sonra el konulan tabletlerin listeleri de bulundu; bazı kâtiplerin cezalandırma ya da tazminat yoluyla koleksiyonlarını teslim ettiği anlaşılıyor.
Kopyalama da en az toplama kadar önemliydi. Asurbanipal Kütüphanesi’ndeki pek çok tablet, aynı özenli Asur el yazısıyla yazılmış, sonuna kralın adını ve mülkiyetini bildiren bir kolofon eklenmiş. Bazı kolofonlar, tableti çalan ya da adını silen kişiye tanrıların lanetini diliyor. Bir kütüphane yönetmeliği değil belki, ama sahiplenme duygusunu açıkça gösteren bir not.
“Dünyanın ilk kütüphanesi” miydi?
Bu ifade çok sık kullanılıyor, ama doğru değil. Mezopotamya’da ve Suriye’de çok daha eski tablet arşivleri var; MÖ 3. binyıla ait Ebla arşivi ya da Hititlerin başkenti Hattuşa’daki tablet koleksiyonları bunlara örnek. Asurbanipal’in koleksiyonunu özel kılan şey ilk olması değil; konu çeşitliliği, sistemli biçimde toplanıp kopyalanmış olması ve büyük kısmının günümüze kadar ulaşması. Kayıtlarda bilinen, bilinçli olarak bir araya getirilmiş en büyük antik Mezopotamya koleksiyonu olarak tanımlanması daha yerinde.
Yangının tabletleri “pişirerek” koruduğu da sık anlatılan bir ayrıntı. Kısmen doğru: kurutulmuş ama pişirilmemiş kil tabletler nemle dağılabilir ve yangın bir kısmını sertleştirmiş olabilir. Fakat Ninova’daki tabletlerin önemli bir kısmı zaten yazıldıktan sonra fırınlanmıştı, yıkım da pek çoğunu kırarak parçalara ayırdı. Yani yangın hem koruyan hem tahrip eden bir etkendi.
Bugün tabletler nerede?
Asurbanipal Kütüphanesi’nin tabletlerinin büyük çoğunluğu British Museum’da. Kazılar 1851’den 1932’ye kadar aralıklarla sürdü. Müze, 2002’den bu yana Musul Üniversitesi ile birlikte tabletleri kataloglama ve dijitalleştirme projeleri yürütüyor; amaç, Irak’ta Asur çalışmalarına bir gün tablet incelemesi yapılabilecek bir arşiv merkezi kazandırmak. Ninova’nın kendisi ise 2014–2016 arasındaki IŞİD işgali sırasında Nergal ve Maşki kapıları başta olmak üzere ağır hasar gördü; kazı ve restorasyon çalışmaları sonraki yıllarda yeniden başladı.
Asurbanipal’den yaklaşık bin yıl önce yazılan Hammurabi Kanunları‘nın Ninova’da da kopyalarının bulunması, Mezopotamya kâtip geleneğinin ne kadar uzun soluklu olduğunu gösteriyor. Babil’in efsanevi zigguratını merak edenler için Babil Kulesi yazımız da aynı coğrafyada geçiyor.
Kaynaklar ve ileri okuma
British Museum: What was Ashurbanipal’s Library? · Oracc (Pennsylvania Üniversitesi): Ashurbanipal Library Project kataloğu · The Met: Assyria, 1365–609 B.C.

