Derinkuyu Yeraltı Şehri: Tüfün Altında Sekiz Katlık Sığınak

Derinkuyu Yeraltı Şehri: Tüfün Altında Sekiz Katlık Sığınak
0

Derinkuyu Yeraltı Şehri, Nevşehir’in güneyinde, ilçe merkezinin hemen altında yumuşak volkanik tüfe oyulmuş, katları birbirine merdiven ve dar tünellerle bağlanan bir sığınak yerleşimidir. Bugün ziyaretçilere açık olan bölümde sekiz kat aşağı inilebiliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verdiği bilgiye göre yapının toplam derinliği 85 metreyi buluyor, ama bunun yalnızca küçük bir kısmı gezilebiliyor.

Adı da üzerinde kurulduğu kasabadan geliyor: Derinkuyu, “derin kuyu” demek. Kuşaklar boyu bu kuyulardan su çeken insanların, evlerinin bodrumundan aşağıya doğru uzanan bu labirentin büyüklüğünü ne kadar bildiği belli değil. Yapıyı dünyaya tanıtan şey ise 1963’te bir ev onarımı sırasında rastlantıyla açılan bir geçit oldu.

Derinkuyu Yeraltı Şehri nerede?

Yerleşim, Nevşehir–Niğde karayolu üzerinde, Nevşehir’e yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki Derinkuyu ilçesinde. Kuzeyde, yaklaşık 9–10 kilometre ötede Kaymaklı Yeraltı Şehri bulunuyor. Göreme, Ürgüp ve peribacalarının bulunduğu vadilere göre daha güneyde kalan bu bölge, Kapadokya gezilerinde çoğunlukla Kaymaklı ile birlikte ziyaret ediliyor.

Bölgenin altını oymayı mümkün kılan şey jeoloji. Orta Anadolu’daki volkanların milyonlarca yıl önceki patlamaları, sıkışmış küllerden oluşan kalın tüf katmanları bıraktı. Hacettepe Üniversitesi’nden Reşat Ulusay ile Japonya’daki Tokai Üniversitesi’nden Ömer Aydan’ın çalışmaları bu kayacı gözenekli, düşük dayanımlı ve kolay kazılan bir malzeme olarak tanımlıyor. Kazmayla işlenebilecek kadar yumuşak, ama doğru boyutlarda açıldığında yüzyıllarca ayakta kalabilecek kadar da sağlam.

Yerin altında neler var?

Derinkuyu Yeraltı Şehri’nin giriş katları çoğunlukla ahır olarak kullanılmış. Bakanlığın müze sayfasındaki açıklama bunun pratik bir nedeni olduğunu söylüyor: hayvanları dar ve dik geçitlerden aşağı indirmek kolay değil. Üzüm ezilen şırahaneler, kilerler ve mutfaklar da üst katlarda. Mutfakların sayısı, her ailenin kendi ocağı olmadığını, yemeğin ortak pişirildiğini düşündürüyor. Mutfaklarda, bugün hâlâ Kapadokya köylerinde kullanılan tandırların benzerleri bulunuyor.

İkinci kattaki geniş salon, yeraltı yerleşimlerinde pek rastlanmayan beşik tonozlu tavanıyla ayrılıyor. Resmî tanıtımlarda “misyoner okulu” diye anılan bu mekânın gerçekten okul olarak kullanıldığını gösteren yazılı bir belge yok; işlev, mimariden ve yan taraftaki küçük odalardan yola çıkan bir yorum. Üçüncü ve dördüncü katlardan sonra merdivenler dikleşiyor ve en alttaki haç planlı kiliseye iniyor.

Derinkuyu Yeraltı Şehri’nde dar bir geçidin yanında yuvasına yerleştirilmiş yuvarlak taş kapı, temsili görsel
Temsili görsel: Kapadokya yeraltı yerleşimlerinde geçitleri içeriden kapatmak için kullanılan değirmen taşı biçimli kapılardan biri.

Değirmen taşı gibi kapılar

Derinkuyu Yeraltı Şehri’ni sıradan bir mahzenler ağından ayıran asıl özellik savunma düzeni. Katlar arasındaki geçitlerin bazı noktalarında, duvara oyulmuş bir yuvanın içinde bekleyen iri, yuvarlak taşlar var. Tehlike anında bu taşlar yuvarlanarak geçidi kapatıyor ve yalnızca içeriden hareket ettirilebiliyor. Her kat ayrı ayrı kapatılabiliyordu. Geçitlerin çoğu tek kişinin eğilerek ilerleyebileceği kadar dar; içeri giren biri hem yavaşlıyor hem de savunmasız kalıyor.

İtalyan Centro Studi Sotterranei’den Roberto Bixio, Kapadokya’daki yüzlerce sığınağı inceledikten sonra hepsinde benzer bir plan gördüğünü yazıyor: bir yaşam ya da depolama bölümü, onun gerisinde ağır taş kapılarla korunan daha iç bir alan. Bixio’ya göre “yeraltı şehri” adı yanıltıcı; bu yapıları sığınak ya da yeraltı yerleşimi diye anmak daha doğru.

Hava ve su nasıl sağlanıyordu?

Derinkuyu Yeraltı Şehri’nde, bu derinlikte nefes alabilmek bir dizi dikey bacaya bağlı. Bakanlığın verdiği bilgiye göre yüzeye bağlanan 55 metre derinliğindeki ana baca aynı zamanda kuyu olarak kullanılmış. Bazı kuyuların ağzının yüzeyle bağlantısız bırakıldığı biliniyor; resmî anlatım bunu bir saldırı sırasında suyun zehirlenmesine karşı alınmış bir önlem olarak açıklıyor, ama bu da bir yorum.

Japonya Eğitim Bakanlığı’nın desteklediği bir proje kapsamında Aydan ve Ulusay, 1996’dan itibaren yeraltı şehrinde sıcaklık, nem ve hava basıncını ölçtü; beşinci ve yedinci katlara kayadaki çatlamaları dinleyen sensörler yerleştirdi. 2012’de Rock Mechanics and Rock Engineering dergisinde yayımlanan Derinkuyu üzerine jeomekanik değerlendirmeleri, yapının uzun vadeli dengesini ölçümlere ve sayısal modellere dayanarak inceliyor. Araştırmacıların vurguladığı nokta, yeraltındaki iklimin yıl boyunca oldukça sabit kalması. Yazın serin, kışın ılık bir ortam hem insanları hem de depolanan yiyeceği korumuş olmalı.

Derinkuyu Yeraltı Şehri’nde tüf kayaya oyulmuş dikey havalandırma bacasından süzülen gün ışığı, temsili görsel
Temsili görsel: Tüf kayaya açılmış dikey bir baca. Derinkuyu’da bu bacalar hem havalandırma hem su kuyusu işlevi görüyordu.

Derinkuyu Yeraltı Şehri ne zaman ve kim tarafından kazıldı?

Ziyaretçilerin en çok sorduğu soru bu, cevabı da en belirsiz olanı. Bir mekân kayadan oyularak yapıldığında geride tarihlenebilecek bir duvar harcı, tuğla ya da kazı katmanı kalmaz; ortada yalnızca boşluk vardır. Üstelik yüzyıllar boyunca kullanılan bir yer, her kuşakta yeniden genişletilip temizlendiği için eski izlerini de kaybeder.

Türk resmî kaynaklarında ve turizm yayınlarında sık geçen görüş, ilk oyukların MÖ 8. ve 7. yüzyıllarda Frigler tarafından açıldığı yönünde. Bu bir varsayım: Derinkuyu’ya özgü, yayımlanmış ve tabakalı buluntuya dayanan bir Frig tarihlendirmesine rastlayamadık. İlk katları Hititlerin kazmış olabileceği fikri ise daha da zayıf; bazı popüler yazılarda tekrarlanıyor, ama arkasında yayımlanmış bir kazı raporu yok.

Sık başvurulan bir antik metin de var. Ksenophon, MÖ 401’deki geri çekiliş yürüyüşünü anlattığı Anabasis’te, ağzı kuyu gibi dar ama altı geniş, hayvanların da içinde barındığı yeraltı evlerinden söz eder. Bu pasaj çoğu zaman Derinkuyu’nun kanıtı gibi aktarılsa da Ksenophon’un tarif ettiği köyler Kapadokya’da değil, daha doğudaki Ermenistan bölgesindedir. Metin, Anadolu’da insanların toprağın altına sığınmayı çok erken çağlardan beri bildiğini gösteriyor; Derinkuyu’nun yaşı hakkında ise bir şey söylemiyor. Konya Ovası’ndaki Çatalhöyük evlerine de damdan merdivenle iniliyordu; ama bu tür benzerlikler doğrudan bir bağ kurmaya yetmez.

Araştırmacıların büyük çoğunluğu, yapının bugünkü ölçeğine Bizans döneminde ulaştığını düşünüyor. UNESCO’nun Göreme Milli Parkı ve Kapadokya Kayalık Alanları için hazırladığı Dünya Mirası açıklaması, Derinkuyu ile Kaymaklı’yı alanın parçası olarak sayıyor ve bölge halkının Arap akınlarına karşı bu tür yeraltı yerleşimlerinde bir araya geldiğini belirtiyor. Bixio da sığınak sisteminin büyük ölçüde genişlemesini, Bizans topraklarının 7. yüzyılın ortasıyla 11. yüzyılın başı arasında sık sık akınlara uğradığı döneme bağlıyor. Alt kattaki haç planlı kilise de yerleşimi kullananlar arasında Hristiyan bir topluluk olduğunu gösteriyor.

Dumbarton Oaks’ta yayımlanan saha araştırmasıyla tanınan Robert Ousterhout ise Kapadokya’daki kaya yerleşimlerinin çoğunun sanıldığı gibi manastır değil, sığınma bölümleri de olan sıradan Bizans kasabaları olduğunu savundu. Bu bakışla Derinkuyu da farklı okunabilir: yüzeyde bir köy, altında kriz anında sığınılan, olağan zamanlarda da kiler ve ahır olarak kullanılan bir yeraltı bölümü.

Kaç kişi yaşayabiliyordu?

Derinkuyu Yeraltı Şehri için kitaplarda ve gezi yazılarında en çok tekrarlanan sayı 20 bin. Nevşehir Valiliği’nin tanıtım metni 50 bin gibi çok daha büyük bir rakam veriyor. Bu sayıların hiçbiri yayımlanmış bir nüfus hesabına dayanmıyor. Yapının tamamı açılmadığı, kaç katının olduğu bile kesin bilinmediği için bunları kaba tahmin olarak okumak gerekiyor. Aynı şey Kaymaklı’ya uzandığı söylenen 8–9 kilometrelik tünel için de geçerli. Bu bağlantı sık anlatılıyor, ancak baştan sona belgelenmiş ve ziyarete açık bir geçit değil.

1963’teki keşif ve yakın tarih

Rum nüfusun Malakopi dediği kasaba, 19. yüzyılda büyük ölçüde Ortodoks Hristiyanların yaşadığı bir yerdi. Bu adın, “yumuşak” anlamına gelen Yunanca malakos sözcüğüyle ilişkili olabileceği düşünülüyor; kesin değil, ama tüf için şaşırtıcı derecede yerinde. Kasabanın üzerinde yükselen Aziz Theodoros Trion Kilisesi 1858’de ibadete açıldı. 1923’teki Türk-Yunan nüfus mübadelesiyle bu topluluk Yunanistan’a göç etti. Yeraltı bölümlerinin bir kısmının mübadeleye kadar kiler ve depo olarak kullanılmaya devam ettiği anlatılır.

Derinkuyu Yeraltı Şehri’nin bilinen hikâyesi 1963’te başlıyor. Ev onarımı sırasında bir duvarın arkasında açılan geçidin ardından yapılan incelemeler, kısa sürede çok katlı bir yapıyı ortaya çıkardı. Temizlik çalışmalarının ardından yerleşim 1960’ların ortasında ziyarete açıldı. Kaynaklar burada da birleşmiyor: Kültür ve Turizm Bakanlığı 1965, Nevşehir Valiliği ve Derinkuyu Kaymakamlığı 1967 yılını veriyor. 1985’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Kapadokya alanının içinde yer alıyor.

Derinkuyu Yeraltı Şehri’ni gezmeden önce

Geçitlerin bir kısmında boy eğmek gerekiyor, merdivenler dik ve yer yer kaygan. Kapalı alanda zorlanan, dizlerinde ya da sırtında sorun olan ziyaretçiler en alt kata inmeden dönmeyi düşünebilir. İçerisi dışarıya göre belirgin biçimde serin olduğu için yazın bile ince bir üst işe yarıyor. Ziyaret saatleri ve giriş ücreti dönemsel olarak değiştiğinden güncel bilgiyi Bakanlığın Derinkuyu Yeraltı Şehri sayfasından kontrol etmek en sağlıklısı.

Derinkuyu’dan çıktıktan sonra kasabadaki 19. yüzyıl kilisesine bakmak, yerin altıyla üstünü aynı topluluğun parçaları olarak görmeyi kolaylaştırıyor. Kaymaklı ile aynı gün gezildiğinde iki yapının ne kadar farklı ölçeklerde planlandığı da daha iyi anlaşılıyor. Kayaya oyulmuş başka bir kent merak edenler için Ürdün’deki Petra ilginç bir karşılaştırma sunar: orada kaya, gösterişli cepheler için oyulmuş; Derinkuyu’da ise amaç görünmez kalmaktı.

Derinkuyu Yeraltı Şehri, cevabı bulunmuş bir sorudan çok hâlâ kazılmaya devam eden bir soru. Katların bir bölümü temizlenmedi, tarihlendirme tartışması da kesin bir buluntuyu bekliyor. Tartışmasız olan, Kapadokya’da insanların güvenliği defalarca toprağın altında aradığı ve tüfün buna olanak tanıdığı.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir