Eriha: Dünyanın En Eski Surlu Kenti ve Yeşu Anlatısının Arkeolojisi

Eriha: Dünyanın En Eski Surlu Kenti ve Yeşu Anlatısının Arkeolojisi
0

Ölü Deniz’in yaklaşık on beş kilometre kuzeyinde, deniz seviyesinin iki yüz elli metreden fazla altında küçük bir höyük yükselir. Yerliler ona Tell es-Sultan der; tarih kitapları ise Eriha adını kullanır. Tevrat’taki Yeşu anlatısında borazan sesiyle yıkılan surlarıyla bilinen bu kent, arkeoloji açısından çok daha eski ve çok daha ilginç bir hikâyenin sahibi: İnsanların ilk kez yıl boyu bir yerde kalıp duvarlar ve kule inşa ettiği yerlerden biri burası.

Bu yazıda kazıların gerçekten neyi gösterdiğini, kutsal metinlerdeki anlatıyla nerede örtüşüp nerede ayrıldığını ve hangi soruların hâlâ cevapsız olduğunu ayrı ayrı ele alıyoruz.

Eriha höyüğü Tell es-Sultan'ın genel görünümü
Tell es-Sultan höyüğü; arkada modern Eriha kenti. Görsel: Diego Delso / Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0

Eriha nerede ve neden burada kuruldu?

Höyük, bugünkü Eriha şehir merkezinin iki kilometre kadar kuzeyinde, Filistin topraklarında. Yerin seçilmesinin sebebi basit: Ain es-Sultan kaynağı. Çöl iklimine rağmen bu kaynak yılın her mevsiminde su veriyor ve çevresini bir vahaya çeviriyor. Hristiyan geleneği onu Elişa Pınarı olarak bilir; 19. yüzyılda höyüğü antik Eriha ile ilk eşleştiren araştırmacılar da kaynağın yakınlığını temel kanıt olarak görmüştü.

Ürdün Vadisi’nin sıcak, alçak tabanı, suyla birleşince tarım için olağanüstü bir alan sunuyordu. Göçebe avcı-toplayıcılar için de cazip bir mola noktasıydı. Arkeologların en eski izleri tam bu insanlara, Natufyan denen topluluklara bağlaması bu yüzden şaşırtıcı değil.

Kazı tarihi: Garstang’dan Kenyon’a, oradan bugüne

Höyükte ilk ciddi kazıyı 1907–1909 arasında Avusturyalı-Alman bir ekip, Ernst Sellin ve Carl Watzinger yaptı. 1930’larda İngiliz arkeolog John Garstang geldi ve büyük bir iddia ortaya attı: Bulduğu yıkılmış kerpiç surları MÖ 1400 civarına tarihledi ve bunların Yeşu’nun surları olabileceğini söyledi. O dönemde bu yorum büyük ilgi gördü.

Tabloyu değiştiren isim Kathleen Kenyon oldu. 1952–1958 arasındaki kazılarında stratigrafiye, yani toprak katmanlarının sırasına çok daha titiz baktı. Garstang’ın “Yeşu surları” dediği duvarların aslında yaklaşık bin yıl daha eski, Erken Tunç Çağı’na ait olduğunu gösterdi. Kenyon’un çalışması Eriha’yı bir İncil arkeolojisi tartışmasından çıkarıp Neolitik çağın en önemli yerleşimlerinden biri hâline getirdi.

1997’den beri höyükte Roma Sapienza Üniversitesi ile Filistin Eski Eserler Dairesi’nin ortak kazı ve koruma projesi sürüyor. Alan 2023’te “Antik Eriha / Tell es-Sultan” adıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne alındı.

Eriha Kulesi: 10 bin yıllık bir bilmece

Höyüğün en ünlü yapısı, Kenyon’un ortaya çıkardığı taş kule. Yaklaşık 8,5 metre yüksekliğinde, tabanda dokuz metreye yakın çapında ve içinde yirmiden fazla basamaklı dar bir merdiven var. Radyokarbon tarihleri yapımını MÖ 8300 civarına, kullanımını ise birkaç yüzyıl sonrasına kadar uzatıyor. Mısır’daki ilk piramitlerden beş bin yıl kadar önce, çanak çömlek bile bilinmezken yapılmış bir anıt bu.

Eriha'daki Neolitik taş kule ve kazı çukuru
Kazı çukurunda görülen Neolitik kule. Görsel: Daniel Case / Wikimedia Commons, CC BY-SA 3.0

Kulenin ne işe yaradığı ise net değil. Kenyon onu savunma düzeninin parçası saydı. Sonraki araştırmacıların bir kısmı sel ve toprak kaymasına karşı yapılmış bir set ile ilişkilendirdi; İsrailli araştırmacılar Roy Liran ve Ran Barkai 2011’de yayımladıkları çalışmada kulenin, yılın en uzun gününde güneşin battığı tepeyle aynı hizada durduğunu ileri sürdü ve toplumu bir araya getiren törensel bir yapı olabileceğini önerdi. Bu son görüş ilgi çekici, ama ölçümlere dayalı bir yorum; kesin kanıt sayılmaz.

Kesin olan şu: Böyle bir yapıyı dikmek için çok sayıda insanın uzun süre birlikte çalışması gerekiyordu. Eriha’yı önemli kılan da kulenin kendisinden çok, arkasındaki toplumsal örgütlenme. Benzer bir soruyu Anadolu’da Göbeklitepe da soruyor: Orada da çok erken bir dönemde anıtsal taş yapılar yükseldi.

Alçı kaplı kafatasları

Kule döneminden birkaç yüzyıl sonra kurulan yerleşimde (Çanak Çömleksiz Neolitik B) bambaşka bir buluntu çıktı. Kenyon ölüleri ev tabanlarının altına gömen bu toplulukta, yüzleri alçıyla yeniden şekillendirilmiş ve göz yerine deniz kabuğu yerleştirilmiş insan kafatasları buldu. Bunların atalara saygıyla ilgili olduğu düşünülüyor, ama kimin kafatası olduğu ve tam olarak nasıl kullanıldığı bilinmiyor. Aynı dönemde Konya Ovası’ndaki Çatalhöyük‘te de ölüler evlerin altına gömülüyordu; yani bu, bölgeye özgü tek bir gelenek değil, daha geniş bir Neolitik dünyanın parçası.

Tunç Çağı Eriha’sı: Surlar, yıkımlar, boşluklar

Eriha bir kez kurulup kesintisiz yaşayan bir kent değil. Höyükte defalarca yıkılıp terk edilen, sonra yeniden kurulan yerleşimlerin katmanları var. Erken Tunç Çağı’nda kent büyüdü ve surlarla çevrildi; MÖ 2000 civarında yeniden çöktü.

En parlak Tunç Çağı evresi Orta Tunç Çağı’nın sonu, kabaca MÖ 1700–1550 arası. Kent bu sırada eğimli taş istinat duvarları üzerinde yükselen kerpiç surlarla korunan bir Kenan kenti. Bu evre büyük bir yangınla sona erdi. Kömürleşmiş tahıl örnekleri üzerindeki radyokarbon ölçümleri yıkımı MÖ 16. yüzyıla yerleştiriyor. Kimin yaptığı bilinmiyor; bazı araştırmacılar Mısır’ın Hiksoslara karşı Kenan’a yürüdüğü dönemi akla getiriyor, ama bu da bir olasılık, kanıtlanmış bir bağlantı değil.

Ardından gelen Geç Tunç Çağı’ndan (MÖ 1550–1200) ise çok az şey kaldı. Kenyon bu dönemden yalnızca küçük bir yerleşim izine ulaştı. İtalyan-Filistinli ekip, sonraki dönemlerde yapılan düzleştirmelerin üst katmanları büyük ölçüde tahrip ettiğini düşünüyor. Ortada ya küçük bir yerleşim vardı ya da izleri silindi; hangisi olduğu tartışmalı.

Yeşu ve Eriha surları: Metin ne diyor, toprak ne diyor?

Yeşu Kitabı’nın 6. bölümüne göre İsrailoğulları kenti yedi gün dolaşır, yedinci gün borazanlar çalınınca surlar çöker ve kent ele geçirilir. Kur’an’da Eriha adı geçmez. Bakara Suresi 58. ayette İsrailoğullarına “şu kasabaya girin” denir; bazı klasik müfessirler bu kasabanın Eriha, bazıları ise Kudüs olduğunu söylemiştir. Bu bir tefsir yorumu, ayetin kendisinde yer adı yok.

Tartışmanın düğüm noktası tarih. Anlatının geçtiği dönem için genelde iki öneri var: MÖ 15. yüzyıl ya da MÖ 13. yüzyıl. Bu soruyu Mısır’dan Çıkış tartışmasından ayırmak zor, çünkü fethin tarihi Çıkış’ın tarihine bağlı.

Arkeolojik tabloyu üç başlıkta toplamak mümkün:

Kanıt olan: Eriha’nın Orta Tunç Çağı sonunda güçlü surlara sahip olduğu ve büyük bir yangınla yıkıldığı. Bu katmanın tarihlenmesi radyokarbonla desteklenmiş durumda ve MÖ 16. yüzyılı gösteriyor.

Kanıtın eksik olduğu yer: MÖ 13. yüzyılda surlu, büyük bir kentin varlığı. Bugüne kadar böyle bir şehir bulunamadı.

Tartışmalı olan: 1990’da arkeolog Bryant Wood, çanak çömlek analizine dayanarak yıkımın MÖ 1400 civarında olduğunu ve Yeşu anlatısıyla örtüştüğünü savundu. Bu görüşe pek çok uzman itiraz etti ve sonraki radyokarbon çalışmaları daha erken bir tarihi destekledi. Bazı araştırmacılar ise anlatının, kentin çok eski yıkıntılarına sonradan yüklenmiş bir açıklama olabileceğini düşünüyor. Hiçbir görüş bugün tam bir uzlaşıya sahip değil.

Benzer bir durum Yeşu’nun yendiği krallar listesinde adı geçen Megiddo için de geçerli: Kent gerçek, katmanlar gerçek, ama tek tek olayları belirli bir yıkım katmanına bağlamak her zaman tartışmalı.

Eriha bugün nasıl gezilir?

Tell es-Sultan bugün bir arkeoloji parkı olarak ziyarete açık. Kenyon’un açtığı derin hendekte Neolitik kuleyi yukarıdan görmek mümkün; Orta Tunç Çağı’na ait istinat duvarlarının bir bölümü de restore edildi. Ziyaret kısa sürer, ama höyüğün tepesinden bakınca Ain es-Sultan kaynağının yeşil bir şerit yaratarak çölün içine nasıl uzandığı çok net görülüyor. Bölgeye gitmeden önce güncel güvenlik ve seyahat uyarılarını resmî kaynaklardan kontrol etmek gerekiyor.

Yakındaki Hişam Sarayı (Hirbet el-Mefcer), 8. yüzyıldan kalan Emevî mozaikleriyle ayrı bir durak. Kuzeybatıdaki sarp yamaçta duran Karantal (Kırk Gün) Manastırı da Hristiyan geleneğinde Hz. İsa’nın oruç tuttuğuna inanılan dağla ilişkilendiriliyor; bu da bir gelenek, arkeolojik bir tespit değil.

Bilinmeyenler

On bin yıllık bir höyükte cevapsız sorular az değil. Kulenin işlevi, ilk köylülerin kaç kişi olduğu (tahminler birkaç yüzden birkaç bine kadar değişiyor), Orta Tunç kentini kimin yaktığı ve Geç Tunç Çağı’nda gerçekte ne kadar büyük bir yerleşim bulunduğu hâlâ tartışılıyor. Eriha’yı değerli kılan da biraz bu: Hem en eski yerleşik yaşam izlerinden birini taşıyor hem de arkeolojinin kutsal metinlerle nasıl dikkatli bir ilişki kurması gerektiğini gösteren en iyi örneklerden biri olmaya devam ediyor.

Kaynaklar ve ileri okuma

UNESCO Dünya Mirası Merkezi, “Ancient Jericho/Tell es-Sultan” kaydı; Sapienza Üniversitesi Eriha Kazı Projesi; K. M. Kenyon, Digging Up Jericho (1957); H. J. Bruins ve J. van der Plicht, “Tell es-Sultan (Jericho): Radiocarbon results of short-lived cereal and multiyear charcoal samples”, Radiocarbon 37 (1995); R. Liran ve R. Barkai, Eriha kulesi ve gündönümü hizalanması üzerine çalışma, Antiquity (2011).

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir