Tevrat’ın en ünlü sahnelerinden biri bir dağda geçer: Mısır’dan çıkan topluluk bir dağın eteğinde konaklar, dağın üstü buluta ve ateşe bürünür, Musa On Emir ile geri döner. Buna rağmen basit görünen bir soru hâlâ cevapsız: Sina Dağı nerede?
Metinler bir dağdan söz ediyor ama harita bırakmıyor. Geleneksel bir yer yüzyıllardır ziyaret ediliyor. Öte yandan son elli yılda başka dağlar da aday olarak öne sürüldü: Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında Cebel el-Lawz ve Cebel Maqla, İsrail’in Negev çölünde Har Karkom, hatta sönmüş volkanlar.
Bu yazıda adayları aynı terazide tartmaya, kanıtı gelenekten ve iddiadan ayırmaya çalışacağız.
Metinler bize hangi coğrafi ipuçlarını veriyor?
Çıkış, Sayılar ve Tesniye kitapları dağı bazen “Sina Dağı”, bazen “Horeb” diye anar. Birçok tarihçi bu iki adı aynı dağın iki ayrı anlatı geleneğindeki isimleri olarak görür. Ancak bu, araştırmayla ölçülmüş tek bir uzlaşı değil. Örneğin Mısırbilimci ve arkeolog James K. Hoffmeier, şiirsel metinlerde geçen bazı bölge adlarını birbirinden ayrı tutar.
İkinci önemli ipucu Midyan. Musa Mısır’dan kaçtıktan sonra Midyan’a gider, orada kâhin Yitro’nun kızıyla evlenir ve sürüleri otlatırken “Tanrı’nın dağı Horeb”e varır. Dağın Midyan’da olduğunu savunanların en güçlü dayanağı budur. Ancak metin, Musa’nın sürüyü “çölün öbür yanına” götürdüğünü söyler. Yani dağın Midyan’ın tam içinde mi, yoksa sınırının ötesinde mi olduğu açık değildir. Midyan’ın sınırları da bilinmiyor; bölge çoğunlukla Akabe Körfezi’nin doğusuna yerleştirilir.
Üçüncü ipucu, topluluğun uzun süre kaldığı Kadeş-Barnea. Tesniye 1:2 şöyle der: Horeb’den Seir Dağı yolu üzerinden Kadeş-Barnea’ya on bir günlük yol vardır. Bu bir mesafe formülüdür; ilk yolculuğun on bir gün sürdüğünü kanıtlamaz.
Kadeş-Barnea’nın en güçlü adayı, Sina Yarımadası’nın kuzeydoğusunda, Ayn el-Kudeyrat pınarının yanındaki Tell el-Kudeyrat’tır. Biblical Archaeology Society bu yeri akademik uzlaşıya göre en iyi aday olarak tanımlar. Rudolph Cohen’in kazıları burada Demir Çağı kalelerini ortaya çıkardı ve Cohen’in yorumuna göre MÖ 10. yüzyıldan önceye ait bir yerleşim bulunmadı. Lily Singer-Avitz ise daha sonra bölgede bulunan Kurayya boyalı çanak çömlek parçalarının Geç Tunç Çağı ile Demir Çağı I arasında bir varlığa işaret ettiğini öne sürdü. Coğrafi eşleştirme muhtemel, ama bir çöl kampının burada olduğu kanıtlanmış değil. Daha eski bir alternatif olarak Ayn Kadeys de anılır.
Hoffmeier’e göre, Kadeş gerçekten Ayn el-Kudeyrat bölgesindeyse, Tesniye’deki on bir günlük yol kabaca 265 ile 350 kilometre arasında bir mesafeye denk gelir.
Bir de denizin geçildiği yer sorunu var. İbranice metindeki “Yam Suf” ifadesi geleneksel olarak Kızıldeniz diye çevrilir, ama “sazlık deniz” diye de anlaşılabilir. Bu geçişin Nil Deltası’nın doğusundaki göllerde mi, Süveyş Körfezi’nde mi, yoksa Akabe Körfezi’nde mi olduğu, dağın nerede aranacağını doğrudan etkiler.
Birinci yüzyılda Josephus, Yahudi Eski Eserleri’nde (2.264 ve 3.75) Sina’yı o bölgedeki dağların en yükseği olarak tanımlar. Midyan şehrinden ayrıca, daha önceki bir pasajda bahseder. Bu ikisini birleştirip dağı şehrin yanına koymak, metnin söylediğini aşar.
Galatyalılar 4:25, Sina’yı Arabistan’da bir dağ olarak anar gibi okunabilir. Ancak bu kısmın Yunanca metni el yazmalarında tutarsızdır. Carlson, 2014’te ZNW dergisinde yayımlanan bir makalede, bu ifadenin başlangıçta bir kenar notu olabileceğini savunur. Daha önemlisi, birinci yüzyılda “Arabistan” bugünkü Suudi Arabistan demek değildi. Nebati krallığını ve daha sonra Arabia Petraea denen, Sina Yarımadası’nı da içine alan bölgeyi kapsıyordu. Bu yüzden ayet ne bir Suudi zirvesini zorunlu kılar ne de Cebel Musa’yı dışarıda bırakır.
Cebel Musa neden Sina Dağı kabul edildi?

Güney Sina’daki Cebel Musa, yani “Musa Dağı”, bugün Sina Dağı denince akla gelen ilk yer. Bu kabulün arkasında bir kazı sonucu değil, uzun ve kesintisiz bir gelenek var.
Egeria’nın tanıklığı

Egeria adında bir Hristiyan kadın, büyük olasılıkla 381 ile 384 yılları arasında Kutsal Topraklar’ı dolaştı. Bu tarih Paul Devos’un 1967 çalışmasına dayanır ve Oxford’un Azizler Kültü veri tabanında da böyle geçer. Günlüğü eksiktir. Elimizdeki tek kopya 11. yüzyıldan kalma bir el yazmasıdır ve metin bir cümlenin ortasından başlar.
Egeria dağa vardığında orada zaten bir gelenek bulmuştu. Zirvede küçük bir kilise, bir papaz ve keşişler vardı. Zirvede Musa’nın mağarası olarak gösterilen bir yer vardı. Vadide hücreler, bir kilise ve bir bahçe içinde Yanan Çalı gösteriliyordu. Egeria bu geleneği icat etmedi; hazır buldu ve kaydetti.
Peki gelenek ne zaman başladı? Buna dair elimizde bir belge yok.
İlk keşişler, Feyran ve Cebel Serbal
Güney Sina’da dördüncü yüzyılda keşiş toplulukları yaşıyordu. Bölgenin önemli Hristiyan merkezi Feyran’dı, antik adıyla Pharan. Kilise tarihine göre manastır Pharan piskoposluğuna bağlıydı. Yine kilise geleneğine göre 681 yılında Pharan piskoposu görevden alınınca piskoposluk makamı manastıra taşındı. Bu bilgi bir kazı sonucu değil, kilise tarihinin aktardığı bir gelenek.
Vadi Feyran’ın yakınında yükselen Cebel Serbal, modern araştırmacıların ciddiyetle tartıştığı bir alternatif. Hoffmeier, güzergâh listelerinden yola çıkarak dağın güney Sina’da olduğunu savunur, ama geleneksel Cebel Musa yerine Cebel Safsafa’yı ya da Cebel Serbal’ı tercih eder. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Serbal’ı Sina olarak adlandıran bir geç antik çağ metni olduğunu gösteren bir kaynak elimizde yok. Serbal adaylığı, modern araştırmacıların yorumuna dayanıyor.
Justinianus ve Azize Katerina Manastırı
Bugün Cebel Musa’nın eteğinde duran Azize Katerina Manastırı, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde. UNESCO’ya göre manastır 6. yüzyılda, Müslümanların Cebel Musa dediği Horeb Dağı’nın eteğinde kuruldu. UNESCO sayfası kesin bir yıl aralığı vermiyor.
Bizanslı tarihçi Prokopios, Yapılar adlı eserinin beşinci kitabında (5.8) İmparator Justinianus’un burada yaptırdıklarını anlatır. Ona göre imparator, Tanrı’nın Annesi’ne adanmış bir kiliseyi zirveye değil, daha aşağıya yaptırdı ve dağın eteğine güçlü bir kale inşa ettirdi. Prokopios bir inşaat yılı vermez.
Daha somut tarih, kilisenin kiriş yazıtlarından gelir. Yazıtlar Theodora’yı ölmüş, Justinianus’u yaşıyor gösterir; Theodora 548’de, Justinianus 565’te öldüğüne göre yapı 548 ile 565 arasına tarihlenir (Forsyth, Dumbarton Oaks Papers, 1968).
Bir de İmparatoriçe Helena’ya dair bir anlatı var. Geç dönem Hristiyan geleneğine göre Konstantin’in annesi Helena, Yanan Çalı’nın yerine bir şapel yaptırmıştır. Bu anlatının tarihsel değeri belirsizdir ve bir olgu gibi aktarılmamalıdır.
Cebel Musa’nın lehine en güçlü nokta, en eski ve kesintisiz geleneğin bu dağa işaret etmesi. Ama açıkça söylemek gerekir: Eski bir gelenek, Musa’nın orada bulunduğuna dair arkeolojik bir kanıt değildir.
İngilizce Belgesel: The Real Mount Sinai
Suudi Arabistan teorisi: Cebel el-Lawz ve Cebel Maqla

En çok ilgi çeken alternatif, Akabe Körfezi’nin doğusunda, Suudi Arabistan’ın Tebük bölgesinde. Burada sık karıştırılan iki ayrı zirve var. Cebel el-Lawz bölgenin yüksek dağıdır. Cebel Maqla ise yaklaşık 7 kilometre güneyde, daha alçak bir zirvedir.
Yükseklikler konusunda da dikkatli olmak gerekiyor. GeoNames veri tabanı, SRTM uydu yükseklik verisine dayanarak Cebel Maqla için 2326 metre değerini veriyor. Cebel el-Lawz için sık geçen yaklaşık 2580 metre ise derlenmiş bir coğrafi veri değeridir; bir ölçüm paftasından doğrudan okunmuş bir rakam değil. Bölgenin biraz kuzeyinde el-Bed kasabası var. Yerel gelenek el-Bed’i antik Midyan olarak görür ve buradaki kayaya oyulmuş mezarlara “Yitro’nun mağaraları” der.
Savunucular ne diyor?
Önce savunucuların iddialarını değerlendirmeden sıralayalım:
- Midyan: Musa Midyan’daydı, Midyan Akabe’nin doğusundadır, dağ da orada olmalıdır.
- Kararmış zirve: Cebel Maqla’nın tepesi koyu renklidir; bunun ateşin izi olduğu söylenir.
- Yarık kaya: Yakındaki yarılmış bir kaya, Musa’nın su çıkardığı Refidim kayası olarak gösterilir.
- Sığır resimleri: Bir kaya yığınının üzerindeki sığır figürleri, altın buzağı sunağıyla ilişkilendirilir.
- Sunak ve sütunlar: Dağın eteğindeki taş yapılar, Musa’nın kurduğu sunak ve on iki sütun olarak yorumlanır.
- Sınır taşları: Çevredeki taş yığınları, halkın dağa yaklaşmaması için çizilen sınır olarak görülür.
- Kamp alanı: Dağın önündeki düzlük kamp yeri olarak sunulur.
- Nuweiba: Akabe Körfezi’nin batı kıyısındaki Nuweiba plajından karşı kıyıya uzanan bir su altı sırtının denizin geçildiği yer olduğu ileri sürülür.
Midyan sorusu
Midyan tartışmasında sık anılan bir arkeolojik iz var: Kurayya boyalı çanak çömleği. Bu seramiğin üretim merkezi, Akabe Körfezi’nin doğusunda, Suudi Arabistan’ın kuzeybatısındaki Hicaz vahası Kurayya’dır. Seramik çok daha geniş bir alana yayılmıştır; Timna’da ve Teyma’da da bulunur. El-Bed bu seramiğin tip yeri değildir.
2017’de başlayan Suudi-Fransız ortak projesi, el-Bed’de MÖ 2. binyılın sonlarına ait bir yerleşimi muhtemel görüyor ve orada da Kurayya seramiği bulunduğunu bildiriyor. Ancak bölgede o dönemde insan yaşadığını göstermek, Musa’nın burada bulunduğunu göstermez.
İslam coğrafyacıları da Medyen’i el-Bed ile özdeşleştirir; ama bu, Tevrat’taki Midyan’ın sınırlarını bize vermez.
Kararmış zirve, yarık kaya, sığır resimleri, sunak ve sütunlar, Nuweiba
Kararmış zirve
İddia: Zirvenin koyu rengi bir yanığın izidir.
Kanıt: Trent ve Johnson’ın 1967’de ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) ile Suudi maden idaresinin işbirliğiyle hazırladığı Cebel el-Lawz paftası, açık renkli granitin üzerinde, başkalaşıma uğramış volkanik kayaçlardan oluşan koyu renkli hornfels tabakasını gösterir. Kaliforniya Eyalet Üniversitesi Northridge’den jeolog Lorence G. Collins 2022’de bir numuneyi incelediğini yazdı. Ona göre örnek, eski hidrotermal değişime uğramış ve yüzeyi çöl verniğiyle kaplanmış siyah volkanik bazalttı; Çıkış anlatısındaki ateşin izi değildi. Bölgede benzer koyu başlıklı başka dağlar da var; koyu renk bir kayaç türüdür, benzersiz bir kanıt değildir.
Yarık kaya
İddia: Ortadan yarılmış büyük kaya, Musa’nın vurduğu ve su fışkıran kayadır.
Kanıt: Bu kayanın bir zamanlar pınar olduğunu gösteren yayımlanmış bir jeolojik çalışma bulunmuyor. Collins’e göre granit bir çatlak boyunca yarılmıştır ve granit, içinden su çıkacak gözenekli bir kayaç değildir. Çöllerde sıcaklık farkı kayaları yarabilir, ama bu kayanın ne zaman yarıldığı tarihlendirilmiş değil.
Sığır resimleri

İddia: Kayalar üzerindeki sığır figürleri altın buzağı olayını gösteriyor.
Kanıt: Bu figürlerin anlamı savunucuların yorumudur. Bu belirli panellere ait hakemli bir tarihlendirme yayımlanmış değil, bu yüzden kesin bir tarih verilemez. Bilinen şu: Bölgenin kaya sanatında sığır, dağ keçisi ve avcı figürleri yaygın. Bölgede sığır resmi bulunması, belirli bir panelin altın buzağı sunağı olduğunu göstermez.
Sunak ve on iki sütun
İddia: Dağın eteğindeki taş yapılar Musa’nın sunağı ve on iki sütunudur.
Kanıt: Bu kalıntıları Musa dönemine tarihlendiren hakemli bir kazı raporu bulunamadı. Araştırmacı Gordon Franz bu yapıların Nebati dönemine ait olduğunu savunur. Ancak bu da bir değerlendirme yazısıdır, bir kazı raporu değil.
El-Bed mezarları
Kuzeydeki el-Bed’de, Muğayir Şuayb olarak bilinen kayaya oyulmuş mezarlar ise iyi tanınan bir Nebati mezarlığıdır. Fransa Kültür Bakanlığı’nın proje sayfasına göre yerleşim MÖ 1. yüzyılın ortasından MS 2. yüzyıla kadar yoğundur ve Bizans dönemine kadar sürer. Mezarların Yitro’yla ilişkilendirilmesi bir gelenektir; seramik buluntuların verdiği tarih değildir.
Sınır taşları ve kamp alanı
Taş yığınları kuzey ve batı Arabistan’da çok yaygındır. Bunları Musa’nın çizdiği sınırla ilişkilendirmek bir yorumdur, bir tarihlendirme değil. Geniş bir düzlüğün varlığı da orada kamp kurulduğunu göstermez.
Nuweiba ve deniz geçişi
İddia: Nuweiba’dan karşı kıyıya uzanan sığ bir su altı sırtı var ve topluluk denizi buradan geçti. Bazı anlatılarda deniz dibinde mercanla kaplı savaş arabası tekerlekleri bulunduğu da söylenir.
Kanıt: Bu teoriyi eleştirenlerden Gordon Franz, 2009’da bu yapının yaklaşık 850 metre derinliğe kadar indiğini yazdı, ancak bir harita kaynağı göstermedi. Bu yüzden bu rakamı ölçülmüş bir derinlik olarak aktarmak doğru olmaz. Körfezin batimetrisine dair yayımlanmış çalışmalar (Ben-Avraham 1985; Sade ve arkadaşları 2008) mevcut. Bu haritaları aktaran değerlendirmelerde sığ, yürünebilir bir kara köprüsü görünmüyor. Haritaların kendisini bu yazı için yeniden ölçmedik.
Mesafe de sorun: Nil Deltası’nın doğusundan birkaç günde Akabe Körfezi’ne varmak coğrafi olarak pek akla yatkın değil. Kantara bölgesinden Süveyş’e kadar olan mesafe yaklaşık 160 kilometredir; bu bile kalabalık bir topluluk için zorlu bir haftalık yürüyüştür. Nuweiba ise bundan çok daha uzaktadır.
Ron Wyatt’ın bulduğunu söylediği mercanlı tekerlekleri doğrulayan bağımsız bir arkeolojik yayın bulunmuyor.
Akademik yayınlarda durum
Taradığımız akademik literatürde, Cebel el-Lawz’u Sina Dağı olarak tanımlayan hakemli bir arkeoloji dergisi makalesi bulunamadı. Hoffmeier de Cebel el-Lawz’u Sina olarak kabul etmez; Akabe ve Suudi Arabistan tezine kitabının 132 ile 136. sayfaları arasında cevap verir.
Öte yandan adil olmak gerekirse, Lawz bölgesinde kapsamlı bir uluslararası kazı yapılmış değil. Bu yüzden yayımlanmış bir bağlantının olmaması, bölgenin baştan sona incelendiği anlamına gelmez.
Har Karkom ve Emmanuel Anati

Üçüncü büyük aday, İsrail’in güneyinde, Negev çölündeki Har Karkom platosu. Arkasında İtalyan arkeolog Emmanuel Anati’nin uzun yıllara yayılan saha çalışması var.
Anati’nin kendi proje sitesine göre, plato ve çevresinde daha önce bilinmeyen yaklaşık 1.200 arkeolojik alan kaydedildi. Kaya sanatı araştırması 218 alanda, yaklaşık 1.300 oyulmuş kaya üzerinde, platoda ve çevredeki vadilerde yaklaşık 12.000 yıla yayılan 40.000’den fazla kaya resmi belgeledi. Anati’ye göre dağın kutsal amaçla kullanımı MÖ 3. binyılda zirveye ulaştı.
Sorun da tam burada başlıyor. Çıkış’ın geleneksel olarak yerleştirildiği dönemler MÖ 15. ya da 13. yüzyıllardır. Har Karkom’daki yoğun kutsal kullanım ise bundan çok daha eskidir. Anati’nin kendi ifadesiyle, anlatı tarihselse ona uyabilecek tek dönem BAC IV denen evredir, yani MÖ 2350 ile 2000 arası. Bu, Çıkış’ı yaygın tarihlerden yaklaşık bin yıl geriye çekmek demek.
İsrailli arkeolog Israel Finkelstein, 1988’de Biblical Archaeology Review’da yayımlanan “Raider of the Lost Mountain” başlıklı yazısında bu özdeşleştirmeyi reddetti. Hoffmeier’in 2005 tarihli kitabında (özetlerde aktarıldığı şekliyle 126. sayfa) belirttiğine göre Finkelstein, benzer Erken Tunç Çağı kült yapılarının Negev ve Sina’nın başka yerlerinde de bulunduğuna dikkat çeker ve önerilen kronoloji değişikliğini kabul etmez.
Sonuç olarak Har Karkom’un arkeolojisi gerçek ve zengin. Ancak bu dağın Sina Dağı olduğu tezi tarihçiler arasında kabul görmüş değil. En büyük engel buluntuların varlığı değil, tarihlerinin anlatıyla örtüşmemesi.
Volkan teorisi ve Hala’l-Badr
Bazı araştırmacılar, dağın üzerindeki duman, ateş ve sarsıntı anlatımlarını bir volkanik patlamanın tarifi olarak okur. Bu fikrin erken savunucularından biri, 1901’de yayımlanan Almanca Tekvin şerhinde Hermann Gunkel’dir. Fizikçi Colin Humphreys, 2003 tarihli The Miracles of Exodus adlı kitabında kuzeybatı Arabistan’daki Hala’l-Badr (Hallat el-Badr) volkanını önerdi.
Bu teorinin önünde iki büyük sorun var. Birincisi, Çıkış için önerilen geleneksel yüzyıllardan birine tarihlenen bir patlama bilinmiyor. USGS’nin 560-A numaralı mesleki yayını bölgede Holosen döneminde bazı volkanik etkinlikler olduğunu not eder, ama bu MÖ 1446 ya da 1250 gibi bir tarih anlamına gelmez. İkincisi, metnin kendisi dağın patladığını değil, Tanrı’nın dağın üzerine indiğini anlatır. Volkan teorisi bu nedenle azınlık görüşü olarak kalıyor.
Başka adlar da öne sürüldü: Cebel Sin Bişar, Cebel Helal ve Petra çevresi. Ama listenin bu kadar uzun olması bile bir şey söylüyor: Metin bize bir adres vermiyor.
Üç adayın karşılaştırması
| Aday | Güçlü yanı | Zayıf yanı |
|---|---|---|
| Cebel Musa (Güney Sina) | En eski ve kesintisiz gelenek; Egeria’nın 4. yüzyıl tanıklığı; 6. yüzyıldan kalma manastır. | Geleneğin ne zaman başladığı bilinmiyor; Musa dönemine ait arkeolojik iz yayımlanmış değil. |
| Cebel el-Lawz / Cebel Maqla (Suudi Arabistan) | Midyan’ın geleneksel olarak Akabe’nin doğusuna yerleştirilmesi; popüler ilgi. | Koyu zirve jeolojik; yarık kayanın pınar olduğu gösterilmedi; kaya resimleri ve taş yapılar tarihlenmedi; el-Bed mezarları Nebati; Nuweiba geçişi haritalarla desteklenmiyor. |
| Har Karkom (Negev) | Gerçek ve zengin arkeoloji; yoğun kutsal kullanım izleri. | Buluntular Çıkış’ın geleneksel tarihlerinden yaklaşık bin yıl eski; tez tarihçilerce kabul görmüyor. |
Sonuç: Kanıt, gelenek ve iddia
Bütün bu tartışmayı toparlamak için üç kavramı birbirinden ayırmak gerekiyor.
KANIT: Bugünkü verilerle, herhangi bir dağı doğrudan Musa’ya bağlayan, genel kabul görmüş bir arkeolojik kanıt yok. Bu, olayın yaşanmadığı anlamına gelmez; yalnızca arkeolojinin henüz kesin cevap vermediğini gösterir. Hoffmeier’in ifadesiyle dağ hiçbir zaman kesin olarak belirlenemedi; Sina’da, Edom’da ve Arabistan’daki adayların hiçbiri ikna edici bir arkeolojik dayanağa sahip değil.
GELENEK: Cebel Musa, elimizdeki en eski ve kesintisiz geleneğe sahip aday. Egeria 4. yüzyılın sonunda bu geleneği zaten var olarak buldu; manastır 6. yüzyıldan beri dağın eteğinde duruyor. Bu gelenek değerli ve ciddiye alınmayı hak ediyor. Ama gelenek, kanıt değildir. El-Bed’in Midyan, oradaki mezarların Yitro’nun mağaraları olarak anılması da birer gelenek.
SPEKÜLASYON / İDDİA: Cebel el-Lawz ve Cebel Maqla popüler bir alternatif. Ancak öne sürülen işaretlerin çoğu tartışmalı ya da başka dönemlere ait: zirvenin rengi jeolojik, yarık kayanın pınar olduğu gösterilmemiş, kaya resimleri ve taş yapılar tarihlendirilmemiş, deniz geçişi yayımlanmış haritalarla desteklenmiyor. Har Karkom’un arkeolojisi gerçek ve zengin, ama dağı Sina ile özdeşleştirmek kronolojinin yeniden yazılmasını gerektiriyor ve bu en büyük sorun olarak duruyor. Volkan teorisi ise bir azınlık görüşü.
Yeni kazılar ya da metinlerin yeniden okunması tabloyu değiştirebilir. O güne kadar en sağlam yol, neyin kanıt, neyin gelenek, neyin iddia olduğunu ayırmak.
Kaynaklar ve İleri Okuma
- UNESCO Dünya Mirası: Azize Katerina Bölgesi – Manastırın 6. yüzyılda kurulduğuna dair kayıt.
- Oxford, Azizler Kültü veri tabanı, E04896 – Kiriş yazıtları, 548–565 (Forsyth 1968).
- Oxford, Azizler Kültü veri tabanı, E05195 – Egeria ve 381–384 tarihlendirmesi.
- Fransa Kültür Bakanlığı: al-Bad – Suudi-Fransız projesi ve el-Bed.
- Biblical Archaeology Society: Kadeş nerede? – Tell el-Kudeyrat adaylığı.
- Har Karkom projesi: Sonuçlar – Anati’nin değerlendirmesi.
- Har Karkom projesi: Kaya sanatı araştırması – Kaya resmi verileri.
- Biblical Archaeology Review, Temmuz/Ağustos 1988 – Finkelstein’ın Har Karkom eleştirisi.
- Denver Journal: Ancient Israel in Sinai incelemesi – Hoffmeier’in kitabına dair inceleme.
- GeoNames: Jabal Maqla – Konum ve SRTM yüksekliği.
- Lorence G. Collins (CSUN), 2022 – Koyu zirve ve yarık kaya üzerine jeolojik not (PDF).
- Wikipedia: Jabal Maqla – Trent ve Johnson’ın 1967 jeoloji haritasına yapılan atıf için.
- James K. Hoffmeier, Ancient Israel in Sinai, Oxford University Press, 2005 – Sina adayları; Suudi tezine cevap s. 132–136.
- Egeria, Itinerarium – Oxford kaydı üzerinden.
- Prokopios, Yapılar (On Buildings) 5.8 – Justinianus’un kilisesi ve kalesi.

