Mumyalama: Antik Mısır’da Beden Nasıl Korunurdu, Hangi Maddeler Kullanıldı?

Mumyalama: Antik Mısır’da Beden Nasıl Korunurdu, Hangi Maddeler Kullanıldı?
Temsili görsel: Keten bantlarla sarılmış bir mumya ve yanında reçine kapları.
0

Mumyalama, ölen bir insanın ya da hayvanın bedenini kurutup sararak çürümeden korumaya yönelik işlemin adıdır. Türkçede aynı anlamda eski bir kelime olan “tahnit” de kullanılır. Akla ilk Mısır gelir, haklı olarak da gelir. Ancak bilinen en eski yapay mumyalar Nil kıyısında değil, Güney Amerika’nın Pasifik sahilinde bulundu. Mısır’daki uygulama ise üç bin yıldan uzun süre değişerek devam etti ve her dönemde farklı bir tarif izledi.

Mumyalamak ne demek, kelime nereden geliyor?

“Mumya” sözcüğü Farsçada balmumu anlamına gelen mūm kelimesine dayanıyor. Arapçada mūmiyā, Batı Asya’da bulunan ve ilaç olarak kullanılan reçinemsi bir zifti, yani bitümü anlatıyordu. Orta Çağ’da Avrupalılar, kararmış Mısır mumyalarının bu maddeyle kaplı olduğunu düşündü ve aynı adı bedenin kendisine verdi.

Bu yanlış anlama tuhaf bir ticarete yol açtı. Avrupa eczanelerinde uzun süre “mumia” adıyla mumya tozu satıldı. Mısır 16. yüzyılda bu ihracatı yasaklayınca, bazı satıcıların yakın tarihli cesetleri kurutup sahte mumya ürettiği kaydediliyor. 18. yüzyılda bu ilacın faydasına duyulan güven azaldı. 17. ve 19. yüzyıllar arasında ressamların kullandığı “mumya kahverengisi” adlı yağlı boya da öğütülmüş mumyalardan elde ediliyordu.

Mumyalama neden yapılırdı?

Mısır inancına göre insan yalnızca bedenden ibaret değildi. Ölümden sonra varlığını sürdüren ruhsal yönlerin, gömüt odasındaki bedene dönüp onu tanıyabilmesi gerekiyordu. Beden yok olursa öbür dünyadaki yaşam da tehlikeye girerdi. Bu yüzden amaç yalnızca kokuyu önlemek ya da cenazeyi saklamak değildi. Bedenin ebedî bir “yuva” olarak korunması isteniyordu.

Kalp bu düşüncede özel bir yere sahipti. Öbür dünyadaki yargılamada kalbin, hakikati ve düzeni simgeleyen Maat’ın tüyüyle tartılacağına inanılıyordu. Bu nedenle mumyalama sırasında kalp çoğu zaman yerinde bırakılırdı. Beyin ise değersiz sayılıp atılırdı. Düşünme ve duygunun merkezi kalp kabul ediliyordu.

İlk mumyalar: kum mu, reçine mi?

Mısır’da en erken korunmuş bedenler, sıcak ve kuru kuma gömüldükleri için kendiliğinden kurumuş cesetlerdi. Uzun süre yapay işlemin bundan çok sonra, Eski Krallık döneminde başladığı düşünüldü. 2014’te PLOS ONE dergisinde yayımlanan bir çalışma bu tabloyu değiştirdi. Araştırmacılar, Yukarı Mısır’daki Mostagedda mezarlığında prehistorik döneme, yani yaklaşık MÖ 4500-3350 aralığına ait mezarlardaki keten sargılarda çam reçinesi, bitki özleri, bitki zamkı ve petrol kökenli bir madde buldu. Ekibe göre bu karışımlar, yaklaşık üç bin yıl sonra firavunların mumyalarında kullanılan tariflere oransal olarak bile benziyordu.

Dünyadaki en eski bilinen yapay mumyalar ise Şili’nin kuzeyindeki Atacama kıyısında yaşamış Chinchorro balıkçı-avcı topluluklarına ait. UNESCO bu toplulukların yaklaşık MÖ 5450 ile MÖ 890 arasında bölgede yaşadığını belirtiyor ve alanı 2021’de Dünya Mirası Listesi’ne aldı. Chinchorrolar yalnızca seçkinleri değil, erkek, kadın ve çocukları da mumyaladı. UNESCO’nun deyişiyle bu mumyalar neredeyse heykel niteliği taşıyan malzeme ve estetik özelliklere sahip. Beden açılıp yeniden şekillendiriliyor, kil ve boyayla kaplanıyordu. Mısır yöntemiyle hiçbir bağlantıları yoktu. İki farklı kıta, ölüyü koruma fikrine birbirinden bağımsız olarak ulaşmıştı.

Mumyalama için kullanılan doğal natron tuzunun kuruyan göl kıyısında oluşturduğu beyaz kabuklar, temsili görsel
Temsili görsel: Kuruyan bir çöl gölünün kıyısında biriken beyaz tuz kabukları. Mısırlı tahnitçilerin kullandığı natron bu tür göllerden toplanırdı.

Mumyalama nasıl yapılırdı?

İşlemin adım adım anlatıldığı en ünlü kaynak, MÖ 5. yüzyılda Mısır’ı gezen Yunan tarihçi Herodot’a ait. Herodot’a göre tahnitçiler, ölünün yakınlarına boyalı ahşap modeller göstererek üç ayrı fiyat seçeneği sunuyordu. En pahalı yöntemde beynin bir kısmı burun deliklerinden demir bir kancayla çıkarılıyor, kalanı ilaçlarla eritiliyordu. Ardından keskin bir taş bıçakla karnın yan tarafı açılıyor, iç organlar alınıyor ve boşluk hurma şarabı ile baharatlarla yıkanıyordu. Karın mür, tarçına benzer kokulu bir kabuk ve başka güzel kokulu maddelerle doldurulup dikiliyordu. Beden yetmiş gün natrona gömülüyor, sonra yıkanıp zamkla yapıştırılan ince keten bantlarla sarılıyordu. Daha ucuz yöntemlerde karın açılmıyor, iç organlar sedir yağına benzer bir sıvıyla eritiliyor ya da bağırsaklar temizlendikten sonra beden doğrudan natronla kurutuluyordu.

Herodot’un anlattıkları, uygulamanın başlamasından yaklaşık iki bin yıl sonrasına ait bir gözlem. Bu nedenle bütün dönemler için geçerli bir kılavuz sayılamaz. Günümüz araştırmacıları süreyi genellikle ikiye ayırıyor. Natronla kurutma kırk gün kadar sürüyordu, kalan haftalar ise sarma, yağlama ve ritüellerle geçiyordu. Yetmiş gün, bütün sürecin toplam uzunluğu olarak düşünülmeli.

Natron, Kahire’nin kuzeybatısındaki Vadi Natrun gibi göllerin kıyısında kendiliğinden oluşan, soda ve tuz karışımı bir mineraldi. Nemi çekiyor ve bakterilerin üremesini zorlaştırıyordu. Çıkarılan organlar da ayrıca kurutulup kanopik denen dört kaba konuluyordu. Bu kapların kapakları zamanla Horus’un dört oğlunu temsil eden başlarla süslendi: insan başlı İmseti karaciğeri, babun başlı Hapi akciğerleri, çakal başlı Duamutef mideyi, şahin başlı Kebehsenuf bağırsakları koruyordu. Gömüt için hazırlanan beden, sargıların arasına yerleştirilen muskalar ve “ağız açma” denen bir törenle son hâlini alıyordu. Tören, ölünün öbür dünyada yeniden konuşabilmesi, yiyip içebilmesi için yapılıyordu.

Mumyalamada kullanılan maddeler: Saqqara atölyesi

Arama motorlarında sık sorulan “mumyalamada hangi kimyasallar kullanıldı?” sorusunun cevabı, bugünkü anlamda bir kimyasal listesi değil. Tahnitçilerin elindeki her şey doğaldı: tuz, yağ, reçine, katran, balmumu ve hayvansal yağ. Bu konudaki en ayrıntılı bilgi, 2023’te Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmadan geliyor.

Saqqara’da, Unas Piramidi’nin birkaç metre güneyinde bir tahnit atölyesi bulundu. Atölye MÖ 664-525 arasına, yani 26. Hanedan dönemine tarihleniyor. Yer altındaki bir odada yüzlerce çömlek parçası ve kap çıktı. Bunların 121’inin üzerinde “başına koymak için” ya da “kokusunu güzelleştirmek için” gibi kullanım talimatları yazıyordu. Ekip 31 kabın içindeki kalıntıları kimyasal olarak inceledi. Ardıç ya da servi yağı veya katranı, sedir yağı, sakız ağacı reçinesi, hayvansal yağ ve balmumu bulundu. İki kabın içindeki bitümün kimyasal izi ise Ölü Deniz bölgesini gösteriyordu.

Asıl şaşırtıcı bulgu, tropikal ormanlardan gelen iki reçineydi: elemi ve dammar. Bu maddelerin Saqqara’ya kadar ulaşması, Mısır’daki ölü gömme geleneğinin Akdeniz’in ötesine uzanan bir ticaret ağı sayesinde ayakta durduğunu gösteriyor. Çalışma, Mısır metinlerinde sıkça geçen ve genellikle “mür” diye çevrilen antiu kelimesinin Saqqara’da aslında iğne yapraklı ağaçlardan elde edilen yağ ve katranlardan oluşan bir karışımı ifade ettiğini de ortaya koydu.

Mumyalama atölyesinde reçine ve yağ kalıntıları taşıyan antik toprak kaplar ve keten sargılar, temsili görsel
Temsili görsel: Yeraltı odasında sıralanmış, içlerinde koyu reçine izleri bulunan toprak kaplar ve keten sargı ruloları.

Hayvan mumyaları

Mısırlılar yalnızca insanları mumyalamadı. Sevilen ev hayvanları sahipleriyle birlikte gömülebiliyordu. Asıl büyük rakamlar ise adak olarak hazırlanan hayvan mumyalarına ait. Kediler Bastet, aynak kuşları bilgelik tanrısı Thot ile ilişkilendiriliyordu. Saqqara’nın yeraltı galerilerinde binlerce kedi mumyası bulundu. Mısır genelinde bu tür mumyaların sayısı milyonlarla ifade ediliyor. Bilgisayarlı tomografi taramaları, bazı sargıların içinin boş olduğunu ya da yalnızca birkaç kemik parçası içerdiğini gösterdi. Bu da adak ticaretinin her zaman dürüst yürümediğini düşündürüyor.

Kutsal metinlerde mumyalama

Tevrat’ın Yaratılış kitabının son bölümü, Yakup’un Mısır’da ölümünden sonra Yusuf’un emriyle hekimler tarafından mumyalandığını anlatır. Metne göre mumyalama kırk gün sürmüş, Mısırlılar da yetmiş gün yas tutmuştur. Aynı bölüm Yusuf’un da öldükten sonra mumyalanıp bir tabuta konulduğunu söyler. Bu sayıların Herodot’un anlattığı süreçle benzeşmesi dikkat çekicidir, ancak bu bir dinî anlatıdır ve arkeolojik bir kanıt yerine geçmez. Ne Yakup’a ne de Yusuf’a ait olduğu kanıtlanmış bir mumya bilinmektedir. Konunun tarihsel tartışması için Hz. Yusuf Mısır’da hangi dönemde yaşadı? yazımıza bakabilirsiniz.

İnternette zaman zaman bir firavun mumyasında bulunan tuzun denizde boğulmayı kanıtladığı iddiası dolaşır. Natron zaten bir tuz karışımı olduğu için bu tür kalıntılar mumyalamanın doğal sonucu olabilir. İddianın ayrıntılı değerlendirmesini Hz. Musa’nın Mısır’dan çıkışı yazımızda bulabilirsiniz.

Mumyalar bugün nerede sergileniyor?

Mısır’ın kraliyet mumyalarının çoğu, 3 Nisan 2021’de düzenlenen törenli bir geçitle Tahrir’deki Mısır Müzesi’nden Fustat’taki Ulusal Mısır Uygarlığı Müzesi’ne taşındı. Taşınan 22 mumya arasında II. Ramses de vardı. Tutankamon’un mumyası ise hâlâ Krallar Vadisi’ndeki mezarında, özel bir vitrinde duruyor.

Türkiye’den bir örnek de verilebilir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenen Tabnit lahdi, aslında Pen-Ptah adlı bir Mısırlı komutan için yapılmıştı. Sayda kralı Tabnit, MÖ 6. yüzyılda bu Mısır lahdini kendisi için kullandı. Osman Hamdi Bey’in 1887’de Sayda’daki kraliyet nekropolünde yaptığı kazıda lahit açıldığında, kralın bedeni lahdi neredeyse dolduran yağlı, kahverengi bir sıvının içinde oldukça iyi korunmuş hâlde bulundu. Beden sonradan bozuldu. Lahit de kralın iskeleti de bugün bu müzenin koleksiyonunda bulunuyor. Mısır yazısının çözülmesiyle bu tür lahitlerdeki adlar okunabildi. Bu sürecin hikâyesi Rosetta Taşı yazımızda anlatılıyor.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir