Sakkara: Zoser Piramidi, Serapeum ve Sakkara Kuşu Gerçekleri

Sakkara: Zoser Piramidi, Serapeum ve Sakkara Kuşu Gerçekleri
0

Sakkara, Kahire’nin güneybatısında, Nil vadisinin batı kenarında yükselen kireçtaşı bir düzlüğe yayılmış dev bir mezarlık. Mısır’ın ilk başkenti Memfis’in ölüleri burada gömüldü ve bu gelenek üç bin yılı aşkın bir süre devam etti. Ziyaretçilerin çoğu buraya Zoser’in basamaklı piramidini görmek için gelir; oysa kumun altında kral mezarlarından boğa galerilerine, vezir mastabalarından milyonlarca hayvan mumyasına kadar katman katman bir tarih yatıyor. Aşağıda kazılarla doğrulanmış bilgiyi, akademisyenlerin yorumunu ve internette dolaşan iddiaları ayrı ayrı ele alıyoruz.

Sakkara nerede, adı nereden geliyor?

Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı, alanın Kahire’ye uzaklığını yaklaşık 40 kilometre olarak veriyor. Kuzeyde Gize ve Abusir, güneyde Dahşur piramitleri bulunuyor; doğudaki ovada ise bir zamanların büyük kenti Memfis’in kalıntıları, palmiye bahçeleri arasında kalmış durumda. UNESCO bu kuşağın tamamını 1979’da “Memfis ve Nekropolü: Gize’den Dahşur’a Piramit Alanları” adıyla Dünya Mirası Listesi’ne aldı.

Adın kökeni kesin değil. Bakanlığa göre en olası açıklama, ölüler dünyasıyla ilişkilendirilen şahin başlı tanrı Sokar. Bazı araştırmacılar ise adı bölgede yaşadığı söylenen Beni Sakkar adlı bir kabileye bağlıyor, fakat böyle bir kabilenin varlığı belgelenmiş değil. Bu yüzden Sokar açıklaması daha güçlü duruyor ama bir kanıt sayılmıyor.

Mezarlığın en eski kısmı, Mısır’ın birleştiği ilk hanedanlar dönemine uzanıyor. Kuzey Sakkara’nın sırtında, 1. ve 2. hanedan dönemine, yani kabaca MÖ 3000 ile 2700 arasına ait kerpiçten büyük mastabalar bulundu. Bunların kimi krallara, kimi üst düzey yöneticilere ait olabilir; hangisinin kime ait olduğu Mısırbilimciler arasında hâlâ tartışılıyor.

Zoser Piramidi: Sakkara’daki ilk basamaklı piramit nasıl ortaya çıktı?

MÖ 27. yüzyılda tahta çıkan 3. hanedan kralı Netjerihet, sonraki kuşakların verdiği adla Zoser, kendisi için önce sıradan bir mastaba yaptırdı. Mastaba, Arapçada “sıra, sedir” anlamına gelen ve üstü düz, yanları eğimli dikdörtgen mezar yapısının adı. Fransız mimar Jean-Philippe Lauer’in onlarca yıl süren çalışmaları, yapının birkaç evrede büyütüldüğünü gösterdi. İlk kare mastaba genişletildi, ardından üst üste dört katlı bir yapıya dönüştü, en sonunda altı basamağa ulaştı. Yüksekliği kaynağa göre 60 ile 62,5 metre arasında veriliyor, tabanı ise yaklaşık 109’a 121 metre.

UNESCO bu yapıyı “şimdiye dek inşa edilmiş ilk anıtsal taş bina ve ilk piramit” diye tanımlıyor. Daha önceki kral mezarlarında taş yalnızca bazı bölümlerde kullanılmıştı. Burada ise bütün bir anıt kesme kireçtaşıyla yükseldi ve dışı parlatılmış beyaz taşla kaplandı. Piramidin altında, 28 metre derinliğindeki merkezi kuyuya bağlanan, toplamı 6 kilometreye yaklaşan bir koridor ağı var. Bazı odaların duvarları, hasır örgüsünü taklit eden mavi fayans karolarla süslenmiş.

Piramit, çevresindeki büyük taş avlunun yalnızca bir parçası. Avlunun güneyindeki “Güney Mezarı”, kral için yapılmış sembolik ikinci bir gömüt olarak yorumlanıyor. Doğudaki Heb-Sed avlusu ise kralın yenilenme bayramında kullanılan, normalde hafif malzemeden kurulan geçici mabetlerin taştan kopyalarıyla dolu. Yani mimarlar, gelip geçici malzemeyle yapılan şeyleri sonsuza kadar kalsın diye taşa çevirmişler. 3. hanedanın sonraki krallarının başlattığı basamaklı piramitler yarım kaldı. Bu yüzden Sakkara’daki örnek, o dönemden tamamlanmış hâliyle günümüze ulaşan tek basamaklı piramit. Gize’deki Keops Piramidi gibi düz yüzlü piramitler ise bu deneyden yaklaşık bir asır sonra geldi.

Yapı uzun süre çökme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. 1992 depremi hasarı artırdı. Bakanlığın açıklamalarına göre restorasyon 2006 sonunda başladı, 2011 sonrasında yavaşladı ve 14 yıl sonra, 5 Mart 2020’de piramit yeniden ziyarete açıldı. Çalışmalarda gevşeyen bloklar sağlamlaştırıldı, iç koridorlar temizlendi ve gömü odasındaki granit lahit görünür hâle getirildi.

İmhotep gerçekten bu piramidin mimarı mıydı?

İmhotep adı popüler kültürde çoğu zaman bir efsane kahramanı gibi anılıyor. Elimizde onunla ilgili somut bir belge var: Zoser’in Sakkara’da bulunan bir heykelinin kireçtaşı kaidesi. Bugün Kahire’deki Mısır Müzesi’nde korunan bu kaidede kralın adının yanında İmhotep’in adı ve unvanları yazılı. Bu unvanlar arasında Aşağı Mısır kralının mühürdarlığı, Heliopolis başrahipliği ve heykeltıraşların başı olmak sayılıyor. Bir memurun adının kral heykeline yazılması son derece sıra dışı.

Ancak bu kaide, İmhotep’in piramidi tasarladığını doğrudan söylemiyor. “Taşla inşa etmeyi bulan kişi” nitelemesi, ondan yaklaşık 2400 yıl sonra yazan rahip-tarihçi Manethon’a ait. Bakanlığın kendi sayfasında bile dikkatli bir dil kullanılıyor ve İmhotep’in yapıdan “büyük olasılıkla” sorumlu olduğu söyleniyor. Kısacası mimarlık atfı güçlü bir akademik çıkarım; çağdaş bir yazıtla kanıtlanmış değil. İmhotep sonraki yüzyıllarda tanrılaştırıldı, Yunanlar onu hekimlik tanrısı Asklepios’la özdeşleştirdi. Mezarı ise bulunamadı. İngiliz arkeolog Walter Emery 1964’ten 1971’deki ölümüne kadar Kuzey Sakkara’da onu aradı; 3518 numaralı mastaba bir aday olarak gösteriliyor ama kesin bir kimlik yok.

İmhotep’i Hz. Yusuf’la eşleştiren iddia da sık karşımıza çıkıyor. Hz. Yusuf için akademik çevrelerde önerilen dönemler İmhotep’ten kabaca bin yıl sonraya düşüyor ve bu eşleştirmeyi destekleyen bir yazıt yok. Konuyu Hz. Yusuf’un Mısır’da hangi dönemde yaşadığını tartıştığımız yazıda ayrıntısıyla ele aldık. Sakkara’nın Bubasteion yamacında Fransız arkeolog Alain Zivie’nin bulduğu, Yeni Krallık veziri Aperel’e ait mezar da aynı tartışmalarda adı geçen yerlerden biri.

Unas Piramidi ve ilk Piramit Metinleri

Basamaklı piramidin güneyinde, uzaktan bakınca moloz yığınından farksız görünen alçak bir tepe yükseliyor. Bu tepe, MÖ 24. yüzyılda hüküm süren 5. hanedanın son kralı Unas’ın piramidi. Eski Krallık’ın en küçük piramidi sayılıyor ama önemi boyutundan gelmiyor. Bakanlığa göre gömü odası, duvarları yazılarla süslenmiş bilinen en eski gömü odası. Bu yazılara bugün Piramit Metinleri deniyor; kralın öbür dünyadaki yolculuğunu korumaya yönelik büyü ve dua sözlerinden oluşuyorlar.

Sakkara’da çökmüş kireçtaşı bloklarıyla alçak bir tepeye dönüşmüş Unas Piramidi ve taş yol kalıntısı, temsili görsel
Unas Piramidi’nin dış kaplaması büyük ölçüde dökülmüş olsa da altındaki odalarda Mısır’ın bilinen en eski piramit yazıları duruyor (temsili görsel).

Piramidin iç odalarına ilk kez 1881’de Fransız Mısırbilimci Gaston Maspero girdi. Maspero kısa süre önce daha sonraki krallar I. Pepi ve Merenre’nin piramitlerinde benzer yazılar bulmuştu; Unas’ta karşılaştığı metinler bu geleneğin bilinen ilk örneği çıktı. Piramidin dış yüzünde ise çok daha geç bir dönemden, II. Ramses’in oğlu prens Haemvaset’ten kalma bir yazıt var. Bu yazıtta prensin harap olmuş anıtı onardığı anlatılıyor. Yani Sakkara, antik Mısırlılar için de geçmişin hatırlandığı ve onarıldığı bir yerdi. Zoser külliyesindeki “Güney Evi” denen yapıda bulunan Yeni Krallık dönemi ziyaretçi yazıları da bunu doğruluyor.

Unas’ın vadideki tapınağından piramide uzanan taş yol, bugün de kısmen izlenebiliyor. Piramidin birkaç metre güneyinde ise 26. hanedandan kalma bir tahnit atölyesi bulundu. Bu atölyede kullanılan maddeleri mumyalama yazımızda ele almıştık.

Mastabalar: Mereruka’dan Horemheb’e Sakkara’nın soylu mezarları

Sakkara’yı yalnızca krallara ait bir yer saymak yanlış olur. UNESCO, alanda 1. hanedandan 30. hanedana, oradan Yunan-Roma dönemine uzanan 9 binden fazla kayaya oyulmuş mezar bulunduğunu belirtiyor. Bunların en etkileyicilerinden biri, 6. hanedan kralı Teti’nin veziri ve damadı Mereruka’nın mastabası. Bakanlığın verdiği bilgiye göre otuz odalı bu yapının altı odası eşine, beşi oğluna ayrılmış. Duvarlardaki kabartmalarda sığır güden çobanlar, su aygırı avı, balıkçılık ve kuş avı sahneleri yer alıyor. Mevsimleri kişileştiren eşsiz bir sahne de dikkati çekiyor.

Unas yolunun güneyinde ise bambaşka bir dönemin mezarlığı var. Tutankamon’un en yüksek rütbeli komutanı Horemheb, kral olmadan önce burada tapınak biçiminde büyük bir mezar yaptırdı. Tahta çıktıktan sonra Krallar Vadisi’ne gömüldü. Mezar 19. yüzyılın başlarında definecilerin ve eski eser tüccarlarının saldırısına uğradı, duvar kabartmaları sökülüp yurt dışına satıldı ve yeri unutuldu. Mezar 1975’te yeniden bulundu.

Yeni keşifler de sürüyor. 2018’in sonlarında Mısırlı bir ekip, 5. hanedan kralı Neferirkare döneminde yaşamış rahip Wahtye’nin renkleri şaşırtıcı ölçüde korunmuş mezarını açıkladı. Türkiye’de “Sakkara’nın Sırları” diye aranan Netflix belgeseli (Secrets of the Saqqara Tomb, 2020), bu kazıyı ve sonrasındaki çalışmaları konu alıyor.

Serapeum: Apis boğalarının galerileri ve “lazerle kesilmiş lahit” iddiası

Memfis’in yaratıcı tanrısı Ptah’ın yeryüzündeki canlı sureti sayılan Apis boğası, aynı anda yalnızca bir tane olabilirdi. Ölünce mumyalanır, büyük törenlerle Sakkara’ya getirilirdi. Apis boğalarının en azından III. Amenhotep döneminden itibaren burada gömüldüğü kesin. Önce tek tek mezarlar yapıldı. II. Ramses’in oğlu Haemvaset, ortak bir galeri açtırdı. MÖ 7. yüzyılda I. Psamtik ise bugün “Büyük Galeriler” denen kayaya oyulmuş tüneli başlattı. Bu tünel Ptolemaioslar döneminde uzatılarak birkaç yüz metreye ulaştı.

Sakkara Serapeum’unda kayaya oyulmuş loş galeri ve yan odada duran iri granit lahit, temsili görsel
Serapeum’un yan odalarındaki granit lahitlerin bir kısmı, hangi kral adına adandığını bildiren yazıtlar taşıyor (temsili görsel).

Galerinin modern keşfi bir antik kaynağa dayanıyor. Coğrafyacı Strabon, MÖ 1. yüzyılda Serapeum yolundaki sfenkslerin rüzgârın yığdığı kuma başlarına kadar gömüldüğünü yazmıştı. Louvre adına çalışan Auguste Mariette, kumdan başı görünen bir sfenksi bu anlatıyla ilişkilendirdi ve sfenks yolunu takip etti. Bir yılı aşan kazının ardından, 12 Kasım 1851’de yeraltı galerisine girdi. Galeride bugün 24 dev lahit bulunuyor. Bunlardan üçünde II. Amasis’in, Pers kralı II. Kambises’in ve kısa süre hüküm süren Habbaş’ın adına adak yazıtları var. Bir başkasında kral adlarının yazılacağı çerçeveler boş bırakılmış. Mezarların çoğu antik dönemde yağmalanmıştı. Mariette, Haemvaset döneminden kalanlar dahil yalnızca birkaç gömüyü el değmemiş olarak buldu.

Bazı videolarda bu lahitlerin kayıp bir yüksek teknolojiyle, hatta lazerle kesildiği ve içlerinin baştan beri boş olduğu iddia ediliyor. Bu iddiaların arkasında hiçbir arkeolojik ölçüm ya da yayın yok. Lahitlerin üzerindeki yazıtlar onları belirli krallara ve tarihlere bağlıyor. Bazı lahitlerin yazıtları özenli bir işçilik taşırken bazılarınınki kaba kalmış; bu fark, tek bir üstün teknolojiden çok farklı dönemlerin farklı atölyelerine işaret ediyor. Lahitlerin boş bulunması da gizemli bir amaçtan değil, antik çağdaki yağmadan kaynaklanıyor. Cardiff Üniversitesi’nden Paul Nicholson’ın 2022 tarihli incelemesi, Serapeum’un çevresindeki “Kutsal Hayvan Nekropolü”nü de anlatıyor. Bu nekropolde ibisler için iki ayrı galeri, şahinler, babunlar ve Apis’in annesi sayılan inekler için ayrı mezarlar bulunuyor. Anubis galerilerinde ise belki milyonlarca köpek mumyası yatıyor.

Sakkara kuşu bir uçak modeli mi?

“Sakkara kuşu” diye bilinen nesne, 1898’de Pa-di-İmen adlı bir kişinin mezarında bulunan, yaklaşık MÖ 200’e tarihlenen küçük bir ahşap figür. Kanat açıklığı 18 santimetre kadar, ağırlığı ise birkaç on gram. Mısırlı doktor Halil Mesiha, 1970’lerde bu figürün bir planör ya da uçak maketi olduğunu öne sürdü. Bu fikir “eski uzaylılar” türü belgesellerle yaygınlaştı.

Sakkara kuşu olarak bilinen düz kanatlı küçük ahşap kuş figürü müze vitrininde, temsili görsel
Sakkara kuşunun bir oyuncak mı, rüzgârgülü mü, yoksa törensel bir nesne mi olduğu bilinmiyor; uçak maketi olduğu fikrini ise aerodinamik testler desteklemiyor (temsili görsel).

Bremen Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nden iki araştırmacı, figürün üç boyutlu taramasından bir bilgisayar modeli çıkardı ve havadaki davranışını akış simülasyonuyla test etti. 2023’te yayımlanan bu aerodinamik çalışma, süzülme oranının bir planör için yetersiz olduğunu gösterdi. Ağırlık merkezi kanadın arka kenarında kaldığı için figür dengesiz çıktı, kanatlardaki asimetrik kaldırma kuvveti de onu kontrolsüzce yana yatırıyordu. Kısacası nesne düz bir hat boyunca uçamıyor. Peki asıl işlevi neydi? Bunu bilmiyoruz. Bir şahin ya da Horus figürü, çocuk oyuncağı, rüzgârgülü veya tapınak kayıklarının direğine takılan bir süs olabileceği öne sürülüyor. Bu seçeneklerin hiçbiri kanıtlanmış değil.

Sakkara’yı gezmeden önce bilinmesi gerekenler

Ziyaret saatleri ve bilet ücretleri sık değiştiği için burada rakam vermiyoruz. Güncel bilgiyi Mısır Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı’nın Sakkara sayfasından kontrol etmek en sağlıklısı. Bu sayfada alan girişinin yanı sıra Zoser Piramidi’nin içi, Güney Mezarı, Serapeum, Mereruka mastabası ve Yeni Krallık mezarları için ayrı biletler, ayrıca kapsamlı bir kombine bilet listeleniyor. Gezi planı yaparken hangi yapıların içine girmek istediğinize önceden karar vermek işinizi kolaylaştırır.

Alandaki İmhotep Müzesi, alandaki kazılardan çıkan heykel, tabut ve mimari parçaları altı salonda sergiliyor. Müzenin bir salonu, ömrünü basamaklı piramide adayan Jean-Philippe Lauer’e ayrılmış. Alanın kenarında Apa Yeremya adlı bir Kıpti manastırının kalıntıları da var. Bakanlık bu manastırın MS 8. yüzyıla kadar kullanıldığını yazıyor. Bu kalıntı, Sakkara’nın firavunlardan sonra da yaşamaya devam ettiğini hatırlatıyor.

Koruma meselesi ise hâlâ çözülmüş değil. UNESCO’nun Memfis ve Nekropolü sayfası, alanın bir tampon bölgesinin ve bütüncül bir yönetim planının bulunmadığını not ediyor. Aynı sayfa, kentin büyümesinin ve yeni yapılaşmanın anıtların çölle Nil arasındaki bağlamını aşındırabileceği uyarısını da yapıyor. Kazıların hâlâ yeni mezarlar çıkarması ise Sakkara’nın kumunun altında daha ne kadar çok şey beklediğini düşündürüyor.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir