Kartaca: Fenikelilerin Kurduğu, Roma’nın Yıktığı Akdeniz Kenti

Kartaca: Fenikelilerin Kurduğu, Roma’nın Yıktığı Akdeniz Kenti
Byrsa tepesinin yamacındaki Pön evleri, Roma dolgularının altında korunarak günümüze ulaştı (temsili görsel).
0

Kartaca, bugünkü Tunus’un başkentinin kuzeydoğusunda, Tunus Körfezi’ne uzanan bir yarımadada kurulmuş bir Fenike kentidir. Adı Fenikece “Qart-hadasht” sözcüğünden gelir ve “Yeni Şehir” demektir. Kenti Lübnan kıyısındaki Sur’dan (Tyros) gelen göçmenler kurdu. Birkaç yüzyıl içinde Batı Akdeniz’in en güçlü ticaret devletinin merkezi oldu, Roma ile yüz yılı aşkın bir mücadeleye girdi ve MÖ 146’da yerle bir edildi. Hikâye orada da bitmedi: Romalılar aynı yere yeni bir Kartaca kurdu ve bu kent Afrika’nın en büyük Roma şehirlerinden biri oldu.

Kent hakkında bildiklerimiz üç ayrı kaynaktan geliyor. İlki toprağın altından çıkan kanıtlar: çanak çömlek, kemikler, liman kalıntıları, mezarlar. İkincisi antik yazarlar. Kartacalıların kendi tarih kitapları günümüze ulaşmadı; kentin hikâyesini büyük ölçüde onu yenen Romalıların ve Yunanların kaleminden okuyoruz. Polybios, Livius ve Appianos değerli bilgiler veriyor ama hiçbiri tarafsız değil. Üçüncüsü ise efsaneler. Aşağıda bu üçünü ayrı tutmaya çalıştık.

Kartaca ne zaman kuruldu? Gelenek ve kazıların verdiği tarih

Antik gelenekte en bilinen tarih MÖ 814’tür ve Sicilyalı Yunan tarihçi Timaios’un hesabına dayanır. Roma döneminde yazan Iustinus ise MÖ 825 civarını verir. İki rakam da kuruluştan yüzyıllar sonra yapılmış hesaplardır.

Arkeoloji uzun süre daha geç bir tarihi işaret etti. Kentte bulunan en eski Yunan çanak çömleği, alışılmış tarihlemeyle MÖ 760 civarına ya da biraz sonrasına aittir; bu yüzden pek çok araştırmacı kuruluşu 8. yüzyılın ortalarına yerleştiriyordu. Radyokarbon ölçümleri tabloyu değiştirdi. Hollandalı ve Alman araştırmacıların 2005’te yayımladığı bir çalışmada, en eski katmanlardan alınan kemik örnekleri yüzde 95 olasılıkla MÖ 835 ile 800 arasına tarihlendi. Bu sonuç Timaios’u kanıtlamıyor, ama ona epey yaklaşıyor. UNESCO da kenti “MÖ 9. yüzyılda kurulmuş” diye tanıtıyor. Yine de konu kapanmış sayılmaz; çanak çömlek tarihleriyle radyokarbon sonuçları arasındaki fark, Akdeniz demir çağı kronolojisinin bilinen bir sorunu.

Elissa ve Dido: Efsane ne anlatıyor?

Iustinus’un aktardığı hikâyeye göre Sur kralı Pygmalion, kız kardeşi Elissa’nın zengin kocasını öldürtür. Elissa yanına aldığı soylularla batıya kaçar ve Afrika kıyısında yerli hükümdardan bir öküz postunun kaplayabileceği kadar toprak ister. Sonra postu ince şeritlere kesip koca bir tepeyi çevirir. Kalenin adı Byrsa’nın Yunancada “post” anlamına gelmesi hikâyeyle bu yüzden bağdaştırılır; bazı araştırmacılara göre ise ad “kale” anlamına gelen Semitik bir kökten türemiştir ve efsane sonradan bir kelime oyunuyla süslenmiştir.

Romalı şair Vergilius, Aeneis destanında bu kraliçeyi Dido adıyla anlatır ve onu Truva’dan kaçan Aeneas’a âşık eder. Terk edilen Dido canına kıyar ve iki halk arasında bitmeyecek bir düşmanlık diler. Bu, Pön Savaşları’nı efsanevi geçmişe bağlayan bir Roma kurgusudur; takvim açısından da tutmaz, çünkü Truva Savaşı’nın geleneksel tarihi kentin kuruluşundan yüzyıllarca öncedir. Elissa’nın gerçekten yaşayıp yaşamadığını bilmiyoruz.

Tüccarlar kenti: Kartaca’nın ticaret ağı ve deniz gücü

Kent ilk dönemlerinde Sur’un ticaret ağının bir halkasıydı. MÖ 6. yüzyılın başında Babil kralı II. Nebukadnezar’ın Sur’u yıllarca kuşatması, ana kentin batıdaki kolonilerle bağını zayıflattı ve boşluğu Sur’un bu batılı kolonisi doldurdu. Batı Sicilya, Sardinya, İbiza ve İspanya’nın güney kıyıları zamanla onun etki alanına girdi. Metaller, şarap, zeytinyağı, seramik ve köleler bu ağın içinde el değiştiriyordu. Kentin atalarından devraldığı alfabe ve gemicilik bilgisi için Fenikeliler yazımıza bakabilirsiniz.

Kentte kral yoktu. Her yıl seçilen iki üst yönetici, Fenikece “şofet” sözcüğünden gelen adla sufetler, bir yaşlılar meclisi ve bir halk meclisi vardı. Aristoteles, Politika’da bu düzeni iyi işleyen yönetimler arasında sayar. Magon adlı bir yazarın tarım kitabı ise o kadar değerli bulundu ki Roma Senatosu kenti yıktıktan sonra eseri Latinceye çevirtti.

Kartaca limanları: Zincirle kapanan savaş limanı

Kentin en ünlü yapısı iç içe geçmiş iki yapay limandı. Appianos’un, büyük olasılıkla Polybios’un gözlemlerine dayanan anlatısına göre dışta ticaret gemileri için dikdörtgen bir liman, arkasında da savaş gemileri için dairesel bir liman vardı. İkisi denize yaklaşık 21 metre genişliğinde ortak bir ağızla açılıyor, bu giriş demir zincirlerle kapatılabiliyordu. Dairesel limanın ortasındaki adacıkta amiralin binası yükseliyor, rıhtımlar boyunca 220 gemilik çekek yerleri sıralanıyordu.

Kartaca’daki dairesel askeri limandan kalan, ortasında yuvarlak adacık bulunan lagün, temsili görsel
Kartaca’nın savaş limanı bugün ortasında adacık bulunan yuvarlak bir lagün olarak seçilebiliyor (temsili görsel).

Bu iki liman bugün kentin güneydoğu kıyısında iki küçük lagün olarak duruyor. 1970’lerde UNESCO’nun Kartaca’yı kurtarma kampanyası sırasında İngiliz arkeolog Henry Hurst’ün yönettiği kazılar, adacıkta ve limanın kenarında gemilerin karaya çekildiği taş rampaların izlerini buldu. Bulgular Appianos’u ana hatlarıyla doğruluyor; kazı ekibinin hesabı en az 170 çekek yerine işaret ediyor, yani 220 rakamı imkânsız değil ama kanıtlanmış da değil. Asıl şaşırtıcı olan tarih: taş rampalı dairesel liman MÖ 3. yüzyılın sonu ile 2. yüzyılın başına, İkinci Pön Savaşı sonrasına tarihleniyor. Oysa o savaşın barışı yenik kentin filosunu on gemiyle sınırlamıştı. Kentin neden tam bu dönemde bu kadar büyük bir askeri liman yaptığı hâlâ yanıt bekliyor.

Tofet: Çocuk kurbanı mı, bebek mezarlığı mı?

En zor soru ise Salammbô semtindeki açık hava kutsal alanında saklı. Arkeologların Kitab-ı Mukaddes’ten ödünç alınan bir terimle “tofet” dediği bu alanda binlerce pişmiş toprak çömlek bulundu. İçlerinde yakılmış çok küçük bebeklerin, bir kısmında da kuzu ya da oğlakların kemikleri vardı. Üzerlerine dikilen taş steller tanrı Baal Hammon’a ve tanrıça Tanit’e adanmıştı. Baal adı, Kenan dünyasının çok daha eski metinlerinden, örneğin Ugarit tabletlerinden tanıdığımız bir isimdir.

Kartaca tofetinde otların arasında duran yıpranmış küçük taş steller, temsili görsel
Tofetteki adak stelleri tanrı Baal Hammon ve tanrıça Tanit’e adanmıştı (temsili görsel).

Yazılı kaynakların çizdiği tablo ağırdır. MÖ 1. yüzyılda yazan Diodoros, MÖ 310’da Sirakuza tiranı Agathokles kenti sıkıştırdığında kentlilerin soylu ailelerin iki yüz çocuğunu tanrıya sunduğunu anlatır. Ne var ki bu yazarların hiçbiri olaylara tanık değildi ve çoğu bu kente düşman bir kültürün içinden yazıyordu. Bu yüzden asıl soru, kemiklerin ne söylediği.

Jeffrey Schwartz ve arkadaşlarının 2010’da PLoS ONE’da yayımladığı tofet kemikleri üzerine çalışma, 348 çömlekten çıkan 540 bireyi inceledi. Bebeklerin çoğu doğumdan önce ya da doğumdan sonraki ilk beş altı ay içinde ölmüştü; en az beşte biri hiç doğmamıştı. Ekibe göre bu dağılım, Roma ve Pompei gibi kentlerde de görülen yüksek bebek ölümleriyle uyumluydu ve tofet, nasıl ölmüş olursa olsun çok küçük yaşta kaybedilen çocukların mezarlığıydı. Ara sıra kurban yapılmış olması bu yorumu dışlamıyordu.

Patricia Smith ve ekibi aynı çömlekleri farklı yöntemlerle incelemişti. 2013’te Antiquity dergisindeki yanıt yazılarında Schwartz ekibinin yaş tahminlerinde hata yaptığını, doğru hesaplanan dağılımın kurban görüşünü desteklediğini savundular. Paolo Xella ve arkadaşları da yazıtları, antik metinleri ve alanın düzenini birlikte ele alarak kurbanın gerçekten yapıldığını ileri sürdü; Schwartz ekibi 2017’de yeniden yanıt verdi. Yanmış bebek kemiklerinden yaş tahmini çok hassas bir iş ve bir bebeğin kaç haftalık olduğu, nasıl öldüğünü tek başına söylemiyor. Bugün araştırmacıların önemli bir kısmı kurbanın en azından belirli dönemlerde yapıldığını kabul ediyor. Ne kadar yaygın olduğu ve her gömünün kurban sayılıp sayılamayacağı ise açık sorular.

Pön Savaşları: Sicilya’dan Zama’ya

Romalılar Kartacalılara “Poeni” diyordu; Pön Savaşları adı buradan gelir. İlk çatışma MÖ 264’te Sicilya’daki Messana, bugünkü Messina yüzünden çıktı. Denizde deneyimsiz olan Roma kısa sürede büyük bir donanma kurdu ve savaş MÖ 241’de Egadi Adaları açıklarındaki deniz yenilgisiyle bitti. Kartaca Sicilya’dan çekildi, ağır bir tazminat ödedi; ücretli askerlerinin ayaklanmasıyla boğuşurken Sardinya’yı da Roma’ya kaptırdı. Barka ailesi bunun üzerine İspanya’ya yöneldi. Hamilkar Barka’nın damadı Hasdrubal MÖ 227 civarında bugünkü Cartagena’yı kurdu. Latince adı Carthago Nova, yani “Yeni Kartaca” idi: zaten “Yeni Şehir” anlamına gelen bir adın başına bir kez daha “yeni” eklenmişti.

Hannibal: Alpler, Cannae ve Zama

MÖ 247’de doğan Hannibal, Hamilkar Barka’nın oğluydu. Roma’nın müttefiki sayılan Saguntum’u kuşatıp alması İkinci Pön Savaşı’nı başlattı. MÖ 218’de Cartagena’dan yola çıktı, Pireneleri ve ardından fillerle birlikte Alpleri aştı. Hangi geçidi kullandığı bugün de tartışılıyor; Polybios ile Livius’un tarifleri birbirini tutmuyor. Trebia’da (MÖ 218), Trasimeno Gölü’nde (MÖ 217) ve Cannae’de (MÖ 216) Roma ordularını ağır yenilgilere uğrattı. Cannae’deki Roma kaybını antik yazarlar farklı veriyor; modern tahminler 50 ile 70 bin arasında ölü ve tutsaktan söz ediyor.

Yine de Hannibal on beş yılı aşkın süre İtalya’da kalmasına rağmen Roma’yı alamadı. Roma’nın müttefiklerinin çoğu sadık kaldı, anavatandan gelen destek yetersizdi. Scipio savaşı Afrika’ya taşıyınca Hannibal geri çağrıldı ve MÖ 202’de Zama’da yenildi. Ertesi yılki barışla yenik taraf Afrika dışındaki bütün topraklarını kaybetti, filosu on gemiyle sınırlandı, 50 yılda ödenecek 10 bin talent gümüş tazminat yüklendi ve Roma’nın izni olmadan savaş açamaz oldu.

Hannibal’in hayatı Anadolu’da sona erdi. Memleketinde sufet olarak düzenlemeler yaptıktan sonra Roma’nın baskısıyla MÖ 195’te kenti terk etti, önce Selevkos kralı III. Antiokhos’a, sonra Bitinya kralı Prusias’a sığındı. Romalılar teslim edilmesini isteyince Libyssa’da zehir içerek yaşamına son verdi; ölüm yılı kaynaklarda MÖ 183, 182 ya da 181 olarak geçiyor. Libyssa’nın Gebze yakınlarında olduğu yaygın biçimde kabul ediliyor, ama mezar bulunamadı. Gebze’de TÜBİTAK arazisindeki Hannibal Anıtı, Atatürk’ün 1934’teki isteğinden yola çıkılarak 1981’de simgesel olarak yapıldı.

MÖ 146: Kartaca’nın yıkılışı ve tuzlanan toprak efsanesi

Yenik kent beklenenden hızlı toparlandı ve bu durum Roma’da huzursuzluk yarattı. Yaşlı senatör Cato’nun konuşmalarını kentin yıkılması gerektiğini söyleyerek bitirdiği anlatılır. Ancak meşhur “Carthago delenda est” kalıbı antik kaynaklarda bu biçimiyle geçmez; cümlenin Cato’ya yakıştırılması çok sonraki yüzyılların işidir. Arkasındaki düşmanlık ise gerçekti.

Fırsatı Numidya kralı Massinissa yarattı. Roma’nın müttefiki olan kral, Kartaca’nın izinsiz savaş açamayacağını bildiği için sınır topraklarına art arda el koydu. Kent ona karşı ordu çıkarınca antlaşmayı bozmuş sayıldı. Roma MÖ 149’da Afrika’ya asker çıkardı, önce silahların teslimini, ardından halkın kenti boşaltıp denizden uzağa yerleşmesini istedi. Halk bunu reddedip üç yıl direndi. MÖ 146 baharında Scipio Aemilianus’un askerleri surları aştı; günlerce süren sokak çatışmalarından sonra hayatta kalan yaklaşık 50 bin kişi köle olarak satıldı, kent yakılıp yıkıldı. Polybios o sırada Scipio’nun yanındaydı. Appianos’un ondan aktardığına göre komutan yanan şehre bakarken bir gün Roma’nın da aynı sonu yaşayabileceğini düşünüp ağlamıştı.

Bu yıkıma sonradan bir ayrıntı eklendi: Romalıların, hiçbir şey yetişmesin diye toprağa tuz serptiği. Hikâye ders kitaplarına kadar girdi, oysa bunu anlatan tek bir antik kaynak yok. Tarihçi R. T. Ridley’nin 1986’da gösterdiği gibi iddia 19. yüzyıl yazılarında ortaya çıkmış, 1930’da saygın bir tarih külliyatına girerek yerleşmişti. Antik yazarların anlattığı, kentin yerine lanet okunduğu ve yeniden yerleşimin yasaklandığıdır. Üstelik aradan yüzyıl geçmeden aynı toprakta yeni bir şehir yükseldi.

Roma Kartacası: İkinci kez kurulan kent

MÖ 122’de Gaius Gracchus’un burada koloni kurma girişimi siyasi tepkiler yüzünden yarım kaldı. Kalıcı adımı Julius Caesar attı; MÖ 44’te öldürülmeden kısa süre önce yeni bir koloni kurulmasını kararlaştırdı, plan Augustus döneminde hayata geçti. Romalı mühendisler Byrsa tepesinin üstünü tıraşlayıp geniş bir meydan açtı. Yamaçtaki Pön evleri bu toprak dolguların altında kaldı ve tam da bu sayede günümüze ulaştı.

Roma Kartacası, Afrika eyaletinin başkenti ve Roma’ya buğday gönderen verimli toprakların limanı olarak imparatorluğun batısındaki en büyük kentlerden biri oldu. MS 145–162 arasında deniz kıyısına yapılan Antoninus Hamamları, Afrika’daki en büyük Roma hamamıydı. Kent erken Hristiyanlığın da merkezlerindendi: Tertullianus burada yazdı, piskopos Kyprianos burada idam edildi, Augustinus burada öğrenim gördü. MS 439’da Vandallar kenti başkent yaptı, 533–534’te Bizans komutanı Belisarios geri aldı. 698’de Hassan bin Numan komutasındaki Emevi ordusu kenti ele geçirip yıktı ve bölgenin ağırlık merkezi Tunus’a kaydı.

Kartaca’da deniz kıyısındaki Antoninus Hamamları’nın büyük temel kalıntıları ve tek sütunu, temsili görsel
Antoninus Hamamları’nın bugün temel katları ve yeniden dikilmiş bir sütunu ayakta (temsili görsel).

Kartaca bugün: UNESCO listesi ve gezi bilgileri

Kartaca arkeolojik alanı 1979’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Alan tek bir ören yeri değil; Byrsa tepesi, Pön limanları, tofet, mezarlıklar, tiyatro, amfitiyatro, Antoninus Hamamları ve La Malga sarnıçları gibi modern kentin içine dağılmış parçalardan oluşuyor. UNESCO, gözde bir yerleşim semti olan bugünkü semtte yapılaşmanın kalıntılar üzerinde baskı oluşturduğuna dikkat çekiyor.

Tunus merkezinden gelenler genellikle TGM banliyö treniyle yarım saate yakın bir yolculukla bölgeye ulaşıyor; Carthage Byrsa, Carthage Salammbô ve Carthage Hannibal gibi duraklar doğrudan kalıntıların adını taşıyor. Ören yerleri on kadar noktayı kapsayan ortak bir biletle geziliyor ve ücret son yıllarda değiştiği için güncel fiyatı önceden kontrol etmek iyi olur. Byrsa tepesinde Kartaca Ulusal Müzesi ve Pön konutları bulunuyor; tepedeki büyük katedral ise 1884–1890 yıllarında yapıldı, antik kentle ilgisi yok. Antoninus Hamamları’nın yakınındaki cumhurbaşkanlığı sarayı yönüne fotoğraf çekmek yasak. Yaz öğlenleri gölgesiz alanlarda yürümek yorucu olabilir; sabah saatleri daha elverişli. Pek çok gezgin günü komşu Sidi Bou Said’de tamamlıyor.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir