Ziggurat Nedir? Mezopotamya’nın Basamaklı Kule Tapınakları

Ziggurat Nedir? Mezopotamya’nın Basamaklı Kule Tapınakları
0

Ziggurat, Mezopotamya şehirlerinde bir tanrıya adanmış, kerpiçten yükseltilmiş basamaklı kule tapınağının adıdır. Ova düz, nehirler taşkın, taş ise neredeyse yok; böyle bir arazide insanlar tanrılarına yakın olmak için yapay bir dağ kurmayı seçti. Aşağıda “ziggurat nedir, ne işe yarardı, hangileri ayakta?” sorularını tek tek ele alıyor, kazılardan gelen bilgiyle sonradan yapılan yorumları birbirinden ayırıyoruz.

Ziggurat nedir, kelime ne demek?

Kelime Akadcadaki ziqqurratum sözcüğünden gelir. Bu isim “yükseltmek, yüksek inşa etmek” anlamındaki zaqārum fiiliyle bağlantılıdır; yani en kaba çevirisiyle “yükseltilmiş yer” demektir. Sümerler aynı yapıya kendi dillerinde başka adlar verirdi, ama Türkçeye ve Batı dillerine geçen biçim Akadca olandır.

Tanım basit görünse de iki noktayı baştan netleştirmek gerekir. Birincisi, ziggurat içine girilen bir bina değildir: gövdesi masif, dolgu bir kütledir ve içinde salon ya da gizli oda yoktur. İkincisi, tek başına durmaz; her zaman bir tapınak alanının, çoğu zaman da şehrin koruyucu tanrısına ait büyük bir kutsal avlunun parçasıdır. Ur’daki örnek Ay tanrısı Nanna’ya, Babil’deki ise Marduk’a bağlıydı.

Kökleri çok eskiye uzanır. Güney Irak’ta Ubeyd döneminden (MÖ 6. ve 5. binyıl) itibaren tapınakların alçak platformlar üzerine kurulduğu bilinir. Eridu’da aynı noktada üst üste yenilenen tapınaklar, Uruk’ta ise yaklaşık 12 metrelik bir terasın üstüne oturtulmuş “Beyaz Tapınak” bu geleneğin erken aşamalarını gösterir. Gerçek anlamda basamaklı kuleler ise MÖ 3. binyılın sonlarına doğru belirginleşir ve MÖ 6. yüzyıla kadar inşa edilip onarılmaya devam eder.

Taşsız ovada yapay dağ: Nasıl inşa edildi?

Mezopotamya’nın temel yapı malzemesi çamurdu. Ustalar güneşte kurutulmuş binlerce kerpiçle önce kalın bir çekirdek ördü. Bu çekirdeğin dışı, yağmur ve rüzgâra dayanması için fırında pişirilmiş tuğlalarla kaplandı ve tuğlalar çoğu zaman bitüm (doğal zift) harcıyla birbirine bağlandı. Bağdat yakınındaki Akarkuf kalıntısında kerpiç sıralarının arasına belirli aralıklarla serilmiş kamış hasır katmanları bugün hâlâ görülebiliyor; bu katmanlar kütlenin oturmasını ve nemin dağılmasını kolaylaştırıyordu.

Yapıların kat sayısı ikiden yediye kadar değişir. Her basamak alttakinden biraz daha küçüktür; dış yüzler eğimli tutulmuş, yağmur suyunu tahliye eden kanallar açılmıştır. Ur’da yapının ön cephesine dik olarak uzanan bir ana merdiven ile iki yandan gelen merdivenler, bir kapı yapısının önünde birleşir. Tepeye kadar çıkan yolun en üstünde bir tapınak odasının bulunduğu kabul edilir; bu ayrıntıya aşağıda ayrıca değineceğiz, çünkü kanıtı sanıldığı kadar güçlü değil.

Ziggurat duvarında kerpiç çekirdek, pişmiş tuğla kaplama ve kamış hasır katmanları, temsili görsel
Kerpiç çekirdeğin arasına serilmiş kamış katmanları ve dıştaki pişmiş tuğla kaplama (temsili görsel).

Ziggurat ne işe yarardı?

Yazılı kaynaklar ve yapıların konumu, zigguratın tanrının evi olarak görüldüğünü açıkça gösterir. Adlarında da bu düşünce vardır: Babil’deki kulenin adı Etemenanki, kabaca “gökyüzü ile yerin temelinin evi” diye çevrilir. Halkın içinde toplanıp ibadet ettiği bir mekân değildi; basamaklara ve tepeye yalnızca rahiplerin ve görevlilerin çıktığı düşünülür.

Bundan ötesi yorumdur ve kaynaklar ayrışır:

Tepedeki tapınak: Bunun en ayrıntılı tarifi Yunan tarihçi Herodot’tan gelir. Herodot, Babil’deki kulenin sekiz kat olduğunu ve en üstte büyük bir tapınak bulunduğunu anlatır (Tarih, I. kitap 181. bölüm). Ancak hiçbir zigguratın tepesi korunmadığı için bu tapınakların fiziksel kalıntısı ele geçmemiştir. Bilgi doğru olabilir, ama arkeolojik olarak doğrulanmış değildir.

Gözlemevi: Antik yazar Sicilyalı Diodoros, Babil rahiplerinin kuleyi yıldızları izlemek için kullandığını yazar. Mezopotamya astronomisinin gelişmiş olduğu biliniyor; fakat kulelerin bu amaçla yapıldığına dair doğrudan bir kayıt yok.

Sel sığınağı: Taşkın anında halkın yükseğe kaçması için yapıldığı fikri zaman zaman dile getirilir. Bu, kanıtı olmayan bir tahmindir.

Ayakta kalan en ünlü zigguratlar

Bugüne kadar yaklaşık otuz civarında ziggurat kalıntısının tespit edildiği söylenir; sayı, yapının nasıl tanımlandığına göre değişiyor. Bunların çoğu bugün aşınmış toprak tepeler hâlindedir. Öne çıkan dört örnek şunlardır:

Ur zigguratı (Irak)

Ur III hanedanının kurucusu Ur-Nammu tarafından MÖ 21. yüzyılda başlatılan ve oğlu Şulgi döneminde tamamlanan yapı, Ay tanrısı Nanna’ya adanmıştı. Tabanı yaklaşık 64’e 45 metredir. Özgün yüksekliğinin 30 metreyi aştığı tahmin edilir, fakat yalnızca alt katlar korunduğu için bu rakam varsayımdır. Kule MÖ 6. yüzyılda harabe durumundayken son Babil kralı Nabonid tarafından onarıldı. 1850’lerde ilk incelemeler yapıldı, asıl kapsamlı kazıyı ise 1922–1934 yılları arasında Leonard Woolley yönetti. Bugün görülen düzgün cephe ve büyük merdiven, 1980’lerde yapılan kapsamlı bir yeniden inşanın ürünüdür; bu yüzden fotoğraflardaki görüntünün tamamı özgün değildir. Yapı 1991 Körfez Savaşı sırasında da hasar gördü; duvarlarda 400’ü aşkın mermi izi kayda geçti. Ur, Uruk ve Eridu’yla beraber, 2016’da UNESCO listesine giren “Ahvar” alanının içinde yer alır. Kentin ve kazıların hikâyesini Ur’daki büyük keşif yazımızda ayrıntılı anlattık.

Çoğa Zenbil (İran)

Huzistan’daki bu yapı Mezopotamya’nın dışında kalan en büyük ve en iyi korunmuş ziggurat kabul edilir. Elam kralı Untaş-Napiriša yaklaşık MÖ 1250’de, tanrı İnşuşinak başta olmak üzere Elam tanrılarına adanmış bir kutsal kent kurdu. Kenarları 105 metreyi aşan yapının başlangıçta beş katlı ve 50 metrenin üzerinde olduğu, bugün ise yaklaşık 25 metreye indiği hesaplanıyor. Tuğlaların bir kısmında Elamca ve Akadca yazıtlar vardır. Kent hiç tamamlanmadı; alanda kullanılmamış binlerce tuğla bulundu. MÖ 640 civarında Asur kralı Asurbanipal’in ordusu bölgeyi tahrip etti. UNESCO kaydı 1979 tarihlidir.

İran’daki Çoğa Zenbil zigguratının basamaklı tuğla gövdesi, temsili görsel
Huzistan ovasında yükselen Çoğa Zenbil’in basamaklı kütlesi (temsili görsel).

Akarkuf (Dur-Kurigalzu, Irak)

Bağdat’ın batısındaki bu kule, MÖ 14. yüzyılda Kassit kralı I. Kurigalzu’nun kurdurduğu şehrin parçasıdır. Aşınmış çekirdeği bugün de yaklaşık 50 metre yükseklikte durur ve alt kısımları 1960’lar ile 1970’lerde onarıldı. Bu onarımların özgün yapıya zarar verdiği de not edilmiştir. 17. yüzyıldan itibaren bölgeye gelen bazı Avrupalı gezginler onu Babil Kulesi sandı; bu karışıklık, gerçek Babil’in harabelerinin o dönemde tanınmamasından kaynaklanıyordu.

Etemenanki (Babil)

Babil’in büyük kulesi bugün neredeyse tamamen yok olmuştur; geriye yalnızca temel izleri kalmıştır. İlk inşa tarihi belirsizdir. Asur kralı Sanherib MÖ 689’da şehri yıktığında kulenin de zarar gördüğü, II. Nebukadnezar’ın onu yeniden yükselttiği bilinir. Uruk’ta bulunan ve MÖ 229 tarihli bir kopya olan Esagila tableti, yapının tabanını ve yüksekliğini yaklaşık 91 metre olarak verir. Bu ölçünün gerçek bir kayıt mı yoksa ideal bir tarif mi olduğu tartışmalıdır. Kentin öteki efsanevi yapısını Babil Asma Bahçeleri yazımızda inceledik.

Babil Kulesi bir ziggurat mıydı?

Tevrat’ın Yaratılış kitabında anlatılan Babil Kulesi kıssası, birçok araştırmacıya göre Babil’deki Etemenanki’nin hatırasını taşır. İsim benzerliği, kulenin kerpiç ve zift ile yapıldığının söylenmesi ve Babil’in Yahudi sürgünleri tarafından bizzat görülmüş olması bu yorumu destekleyen noktalardır. Yine de burada kutsal metin ile arkeolojiyi ayırmak gerekir: kıssa inanç geleneğinin bir parçasıdır; kazılar ise Babil’de büyük bir zigguratın varlığını gösterir, ama anlatıdaki olayları kanıtlamaz ya da çürütmez. Konuyu belgesel ve arkeolojik bulgularla birlikte Babil Kulesi gerçek miydi? başlıklı yazımızda tartıştık.

Piramitlerle akraba mı?

Dışarıdan bakınca basamaklı bir ziggurat ile Mısır’daki Djoser basamaklı piramidi birbirine benzer. Bazı araştırmacılar bu nedenle Mısır piramitlerinin Mezopotamya etkisiyle doğduğunu öne sürmüştür. Daha yaygın görüş ise Djoser piramidinin Mısır’ın kendi mastaba mezar geleneğinden, yani dikdörtgen sıra biçimli mezar yapılarının üst üste konmasından geliştiği yönündedir. İşlev de farklıdır: piramit kralın mezarıdır ve içinde odalar bulunur; ziggurat ise içi dolu bir tapınak kaidesidir. Mısır tarafını Keops Piramidi yazımızda okuyabilirsiniz.

Kısaca ziggurat: Akılda tutulacak beş bilgi

1. Ziggurat, Mezopotamya’ya özgü, bir tanrıya adanmış basamaklı kule tapınağıdır.

2. İçi kerpiç doludur, dışı pişmiş tuğla ve ziftle kaplanır; içinde oda yoktur.

3. Halkın değil, rahiplerin kullandığı kutsal bir yapıydı.

4. En bilinen örnekler Ur, Çoğa Zenbil, Akarkuf ve Babil’deki Etemenanki’dir.

5. Tepedeki tapınak ve gözlemevi kullanımı antik yazarlardan gelir; arkeolojik kanıtı sınırlıdır.

Bu yapıları inşa eden toplulukları daha yakından tanımak için Sümerler yazımıza göz atabilirsiniz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir